BİR KARANLIK ODA SİMYACISI

 

Michael Ward bir  “baskı uzmanı”. Londra’daki stüdyosunda değişik alanlardan sanatçılarla çalışıyor. Pamukbank Fotoğraf Sanat Galerisi’nin açtığı “Karma-Simya” adlı sergide yer alan fotoğraflardan Sarah Moon’un pigment transferleriyle Mick Lindberg’in fotogravürlerini de basmış olan Ward, galerinin davetlisi olarak  Türkiye’ye geldi ve baskı teknikleri üzerine, yanında getirdiği çok sayıda  örnekle renklenen son derece keyifli bir seminer verdi.  Seminer sonrasında Ward’la baskı uzmanlığı ve  kullandığı teknikler üzerine bir söyleşi yaptık.

 

Fotoğraf hayatınıza nasıl girdi? Bir süre fotoğraf çektikten sonra mı baskıya yöneldiniz, yoksa baştan beri  ilginizi çeken  hep fotoğraf  basmak mı oldu?

MW: Üniversitede  fotoğraf baskısı üzerine eğitimi gördüm. Üniversite öğrenimi süresince de onun öncesinde de fotoğraflar çektim, fakat bu fotoğrafların baskılarında da oynamalar yapıyordum.   Üniversitede litografi, gravür gibi pek çok baskı tekniğini, bunları hem elle hem de fotoğrafla yapmayı  öğrendim. Ama tabii daha sonra her şeyi iyi yapabilmek için öğrendiğim ne varsa unutmak zorunda kaldım. Pek  çok sanatçı birden fazla tekniği karıştırmayı sever. Özellikle Sarah Moon ve Eve Arnold ile çalışmak benim için çok büyükü bir zevk oldu. Onlar ne istediğini bilen sanatçılar ve ufkumu büyük ölçüde genişlettiler.

 

Niçin fotoğraf çekmekten ziyade basmayı tercih ettiniz?

MW: Ben kendimi esas olarak resmeden, çizen bir sanatçı olarak görüyorum. Ve zaten fotoğrafı da bunun bir parçası olarak kullanmıştım. Biraz da benim tabiatımla ilgili. Ben sabırsız bir insanım. Sonucu çabuk almak isterim.Fotoğraf  daha fazla sabır gerektiriyor anlamında söylemiyorum bunu ama bir şeyi sadece tek  bir biçimde yapmanın da yararına inanmıyorum.

 

Kariyerinizi kısaca özetler misiniz?

MW: Bir sanat okulunda öğrencilik yaptım. Arkasından bir yıl kadar bir grafik tasarım stüdyosunda çalıştım. Ondan sonra iki farklı sanat okulunda baskı teknikleri konusunda birkaç yıl boyunca asistanlık yaptım. Fakat zaman içinde asistan olmaktan ziyade o okulun    bir ortağı konumuna  gelmiştim.Hafta sonlarında da profesyonel baskı atölyelerinde çalışıyordum. Böylece o atölyelerin müşterisi olan sanatçıları tanıdım ve onlarla iş yapmaya başladım.  Bunlar arasında  Jim Dine, William Stanley Hayter, Richard Hamilton, Paula Rego gibi ünlü isimler vardı. Hepsi fotoğrafçı değildi, aralarında pek çok ressam da vardı. Bu arada Hamish Fulton ve Ian McKeever  gibi  değişik tekniklere açık sanatçılarla da çalıştım.

 

Baskı uzmanı kavramı Türkiye’de pek bilinmeyen bir kavram. Baskı uzmanı kimdir, nasıl çalışır?

MW:  Öncelikli şunu belirtmeliyim ki biz kendimizi baskı uzmanı olarak adlandırmıyoruz, başkaları bize bu adı verirler. Ama bu hoş bir adlandırma.  Şöyle denebilir ki baskı uzmanı  gerekli donanımla  bir atölye işleten, sanatçıya bilmediği bir  konuda yardımcı olan, teknik anlamda ona bilgi sunan, sonuç olarak sanatçı için fikir üreten bir danışman niteliğindedir.  Sanatçıyla ilişkileri de karşılıklı anlayışa dayanır. Sanatçıyla aramızda mutlak bir işbirliği olmak zorundadır.

 

Türkiye’de fotoğrafçılar genelde kendi baskılarını yapmayı tercih ediyorlar. Özellikle siyah-beyaz fotoğrafta baskı sürecine hakim olmayı istiyorlar. Bu anlamda sanatçılarla çalışırken ne tarz zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

MW: Tam da  sürece hakim olmak olarak ifade ettiğiniz kontrolle ilgili sorunlar yaşıyorum. Baskıda ortaya çıkan sonuçla sanatçının kafasındaki kimi zaman çakışmayabiliyor. Pigment transferi ele alalım. Bu teknik eski olmasına karşın son zamanlarda  yeniden ilgi görmeye başladı. Bu teknikte ortaya çıkan sonuçlar ilk görüntüden son derece farklıdır. İstenilenden çok daha başka görüntü oluşabilir.  Sanatçının bu teknikten  beklediği genel olarak iki şeydir: özel yüzey üstündeki doymuş renklerin varlığı ve renklerde kalıcılık. Bu arada şunu da eklemeliyim ki pigment transfer baskı şu an bilinen  kalıcılığı en fazla olan yöntemdir.

 

Genel olarak stüdyonuzda hangi teknikleri kullanıyorsunuz?

MW:  Verdiğim teknikler fotogravür ve pigment transfer. Başka tekniklerle çalışmıyorum. Örneğin siyah-beyaz basmıyorum. Bunların dışındaysa  fotoğrafla ilgili olmayan teknikler de kullanıyorum. Örneğin tahta kalıptan  resim basıyorum ya da linolyumla çalışıyorum.

 

Baskı uzmanlığı Avrupa’da ve ABD’de yaygın bir uğraş mı?

MW: Yeryüzünde bu işi yapan çok az sayıda insan var. Örneğin Londra’da iki tane gravür stüdyosu var. Bütün İngiltere’de bir tanesi İskoçya’da olmak üzere 3-4 tane stüdyo bulunuyor. Pigment transfer yapan tüm dünyada iki kişi var. Avrupa’da yalnız bizim stüdyomuz bu işle uğraşıyor. Diğer iki kişi Amerika’dan Todd Tangler  ve Charles Berger ki Berger de artık basmayı bıraktı; sadece malzeme üretiyor. Bir kere baskılar çok pahalı ve hangi sonucu alacağınızın yüzde yüz güvencesi yok. Başarısız olduğunuzda  malzemeyi atıyorsunuz; attığınız malzemenin parasını alamıyorsunuz; fiyatı belli bir düzeyde tutmak zorundasınız. Zor; fakat iyi sonuç aldığınızda hissettiğiniz mutluluk her şeye değiyor. Bunu bir gönül işi olarak görüyorum. Ayrıca bu hiçbirimizin tek uğraşı değil, yan işler de yaparak geçimimizi  sağlıyoruz. Baskıcılık bir meslek olarak henüz kabul edilmiş değil. 

 

Fotoğrafçıları fotoğrafı değiştirmeye, fotoğrafa müdahale etmeye iten gerçekliğin bir şekilde sanatçıyı yetmemesi olabilir mi?

MW: Bence baskı sırasında yapılan değişiklik müdahale değildir. Bence sanatçıları baskıda değişiklik yapmaya iten gerçekliğin yetmemesinden ziyade yeni bir gerçeklik arayışı. Mesela Mari Mahr’ın bir fotoğrafını fotogravürle bastığımızda ortaya bambaşka bir sonuç çıktı. Zira gravürde lekenin duruşu daha kadifemsi,daha yumuşak ve üç boyut etkisi yaratan bir görüntü verir. Fotoğrafta kurallar kanunlar yoktur. Her türlü yöntemi deneyebilirsiniz. Önemli olan sonucun tatmin edici olmasıdır. Yeni yöntemlerle yeni gerçeklikler oluşur.

 

“Baskı Teknikleri” seminerine başlarken kendinizi fotoğrafçı değil de genel anlamda sanatçı olarak gördüğünüzü söylediniz. Fotoğrafı çalışmalarınızda nasıl bir yere oturtuyorsunuz?

MW:  Ben bir fotoğrafçı  olarak konuşmamam; çünkü değilim. Yalnızca fotoğrafı kullanıyorum. Pürist fotoğrafçılara, fotoğrafı saf bir şekilde ortaya koyanlara büyük saygı duyuyorum. Bir fotoğrafçı bana gelip benim yöntemlerimle basmak istediğinde elimden geleni yapıyorum. Birlikte  deniyor ve keşfediyoruz.  Baskıda cam, metal ya da kağıt gibi her türlü malzeme kullanılabilir. Benim yaptığım farklı materyalleri birleştirerek yepyeni karışımlar elde etmek. Hiçbir tekniği özel olarak tercih etmiyorum. Hepsinden ayrı ayrı tat alıyorum. Önemli olan bence hangi tekniğin kullanıldığı değil ortaya çıkan yapıtın niteliğidir, diye düşünüyorum.

 

Geniş Açı, 2000

 

interviews

photography

 

© Özge Baykan