TİMUÇİN ŞAHİN VE ON THE LINE ÜZERİNE...

 

Halen Hollanda’da yaşayan gitarist Timuçin Şahin, bu yılki Akbank Caz Festivali’nde 2001 yılında Hollanda Caz Yarışması’nı kazanmış olan keman, piyano ve gitar üçlüsü On the Line ile 7 Ekim’de Babylon’da bir konser verecek. On the Line’ın müziğinde katı sınırlar yok, küçük nota kıvılcımları ve öncelikle caz ve dünya müziğinden beslenen bol doğaçlamalı melodiler var. Timuçin Şahin ile müziği ve projeleri hakkında kısa bir röportaj yaptık. Umarız bu röportaj konser öncesinde Timuçin Şahin’i tanımak için iyi ipuçları sunacak...

 

Hayatında müziğin ve giderek cazın (ya da tam tersi) yerinin giderek çoğalması nasıl gerçekleşti? Eğitiminden ve müzikal eğilimlerinin tarihinden bahseder misin kısaca?

 

 

Cazla on bir sene önce tanıştım. O zamanlar daha 17 yaşında okul grupları ve İzmir’de Blues Bar’larda çalan bir rock’çıydım. Cazı keşfetmem sonradan Pat Metheny olduğunu öğreneceğim gitaristi tesadüfen radyoda Question & Answer albümünü dinlememle oldu. Sonra diğer cazcıları keşfetmem ,müziğin beni içine alması çok kolay ve hızlı gelişti. Kendimi müzikle ifade edebildiğimi, ya da  kendimde o potansiyeli görmem de aynı döneme rastlıyor. Sonra bu işin altyapısının Türkiye’de olmamasını anlamam ve Hollanda’ya gidişim, Rotterdam, Amsterdam Konservatuarları, lisans, master derken cazın dışındaki müziklerle tanışıp onların içine girip öğrenmem hepsi çok hızlı bir süreç. Sonra tabii klasik çağdaş müzik ve dolayısıyla 20 yy. bestecileri, kompozisyon okumam, Güney Hint müzikleri... Sanki onlar daha da hızlı süreçler. Yani olay çoktan caz, şu ya da bu müzik olmaktan çıkıp "Müzik" oldu. Yaklaşık 10 senedir konservatuarda olmam, aynı anda hem öğretim görevlisiyken hem de hala bir şeyler okumam, yüksek lisans yapmam herhalde öğrenmeye olan açlığımdan kaynaklanıyor. Ama kompozisyon olayı 2003'ün ilk yarısında New York Manhattan School of Music'te yapacağım master ile tamamlanacak. Bu benim için de yeni bir başlangıç ya da başka bir deyişle öğrenciliğin sonunu iple çekiyorum.

 

Trio’yu seçmenin nedeni nedir? Buna ek olarak keman-piyano-gitar gibi zor bir kombinasyonu seçmenin nedeni nedir?

 

On the Line benim tek üçlüm değil. Üçlü ya da ikili formatları gerçekten seviyorum. Doğru insanlarla oluşturulmuşsa daha iletişime (müzikal) dönük bir şeyler doğaçlayabiliyorsunuz. Müzikte alan yaratabilmeniz daha kolay. Tipik enstrümantalist rollerini çok iyi bilip, o rollerden arınabilen insanlarla bir şeyler çalıyorsanız, çıkan sonuçlar etkileyici, daha doğrusu, daha çok ifadeye dayalı olabiliyor. Bunu üçlü formatta yakalamak daha kolay. Tabii başta dediğim gibi doğru kişiler olması şartıyla.

 

Keman-piyano-elektrik gitar gibi bir üçlü oluşturma fikrim hiçbir zaman olmadı. Burada daha çok kişilerin, enstrümanlardan önemli olduğu bir durum söz konusu. Ritim bölümü olmadan ritim bölümü rollerini başka enstrümanlarda üstlenerek bir birliktelik oluşturabiliyoruz On the Line ile.

 

Aynı zamanda Oene (kemancı) benim oda orkestraları için yazdığım bazı eserleri çaldı. Onunla birlikteliğimizin bir başka boyutu da besteci-solist ilişkisi. Sonuçta benim müziğim ile önceden içli dışlıydı kendisi. Albert (piyanist) ile ilk konserden itibaren daha önce pek herkesle kolay yaşamadığım bir uyum ve anlayış da oluşunca grubu devam ettirdim.

 

Sonuçta hem enstrümantasyona, hem de bize uygun bir tür yakaladık neredeyse. Ben buna “Chamber Jazz” (Oda Cazı) diyorum.

 

Seni cazcılar arasında en çok kimler etkiliyor?

 

Eski okulu iyi bilmek gerek. Tarihte önemli yer tutan tüm cazcılar herhangi bir yönüyle etkiliyor hepimizi. Wayne Shorter herhalde beni en çok etkileyenlerden.

 

Genel olarak hangi müziklerden besleniyorsun ve kendi müziğinin bunların ne kadarını içerdiğini düşünüyorsun?

 

Müzikal besin kaynaklarımın sadece bir bölümünü caz  oluşturuyor. Yelpazede Çağdaş Müzik son dört yılda daha geniş yer almaya başladı. Bunun yanında yine son beş senedir Karnatik müzik (Güney Hint Müziği) masteri yaptım. “Polyrhthm”, “polypulses”, “microtonality” gibi kavramları çalıştım. Bana çok şey verdi. Özellikle çağdaş müziğin özelliklerini, yazdığım ya da doğaçladığım herhangi bir esere bir şekilde uyarlama  isteğim var. Bu, cazda olmayan parametreleri cazın içine sokmaya çalışmak gibi bir şey. Sonuçta sevdiğim müziklerden bana kalmış bir şeyleri yazıyorum. Yazdıklarımda beni esinlendiren tüm müziklerden bir şeyler bulmak mümkün.

 

Günün birinde vokal içeren bir grupta çalmayı düşünür müsün?

 

Zaten böyle gruplarda çaldım. Şu anda da Alman baş klarnetçi Tobias Klein'ın beşlisinde çok iyi bir şarkıcıyla çalışıyorum: Sylvia Hartong. Vokal çok güçlü bir şey. Şarkı sözleriyle insanları etkileyebilmenin dışında insan sesi gibi sınırsız bir enstrüman sahibi olmak çok güzel olmalı.

 

Albümünün çıkış sürecinden ve içeriğinden kısaca bahseder misin?

 

Albümü stüdyoda üç kerede kaydettik. Stüdyoya ilk girdiğimizdeki fikir demo amacıydı. Sanırım 2000 haziranıydı. Sonuç o kadar hoşumuza gitti ki 2001 Şubat ve Nisan’da iki kere daha stüdyoya girerek albümü oluşturduk. Albert’in albümdeki besteleri daha çok yön verici notalar gibi. Yani kesin bir yönü yok. Yazılı birkaç notayı doğaçlamalarla geliştiriyoruz. Benim eserler daha çok yazıya dayanıyor. Bazı bölümleri tamamen bestelenmiş. Formu koruyarak doğaçlamalar var.

 

Akbank Caz Festivali’ndeki konser için düşüncelerin neler? Türkiye¹de çalmak veya Hollanda¹da çalmak gibi farklı kavramlardan söz edebilir misin?

 

Akbank Caz benim için de yeni olacak. Doğrusu heyecanlıyım. Bu sene değişik programlarla birkaç kez Türkiye’de olacağım. İlki Akbank Caz. Babylon izleyicisini merak ediyorum. Hollanda’da büyük festivallerde tabii ki çok izleyiciye ulaşabiliyorsunuz. Bunun yanında progresif sanatçılar kendi podyumlarını yaratmaya çalışıyor, bunda da gayet olumlu gelişmeler oluyor. Yani yaptığınız müzik ne kadar avant-garde olursa olsun podyum var. İzleyici sayısı da azımsanamayacak derecede.

 

Caza Avrupa¹dan bakan biri olarak, Avrupa¹da caz ve hatta dünya müziği ortamını (müzik üretkenliği, müziğin pazarlaması ve tüketilmesi açısından) nasıl buluyorsun, dünya içinde nasıl değerlendiriyorsun?

 

Tabii pazar sonuçta önemli. Dünya git gide küçülse de insanın seçme şansı arttığı için, işinizi daha iyi pazarlamak zorundasınız. Bu da bazen üretkenliği sallamanıza yol açabilir. Dikkat etmek lazım. Bu işi neden yapıyorum sorusunu sık sık sormak lazım. Ortam ilerici, çağdaş sanatlar için ne kadar zor gözükse de, yaptığınız işin değerini bilenler mutlaka olacaktır.

 

Gelecekteki projelerin neler? Bu projeler içinde Türkiye¹ye dönük projeler de var mı?

 

Şu anda kendi adıma yapacağım ilk albümle çok yoğunum. İlk kayıtlara kasım sonunda başlıyorum. Vibrofonda Steps Ahead’den tanıdığınız Mike Mainieri, trombonda Robin Eubanks, basta Hein van de Geyn, perküsyonlarda  Afra Mussawisade (İran) ve B.C. Manjunath(Hindistan) oluşan çok heyecan verici bir proje gerçekleştiriyorum. Kasımda Kültür Bakanlığının daveti üzerine Antalya (26 Kasım) ve İzmir’de (28 Kasım) iki konser vereceğiz. Bu arada davulda Owen Hart Jr, basta Thomas Anderson ile Norveç ve Fransa’da olacak turnemize Türkiye’yi ekleme ihtimali epey yüksek. Bunların dışında şu ana kadar yazmış olduğum oda müziği eserlerini bir albümde topluyorum. Bir seneye kadar çıkabilir.

 

Jazz, 2002

 

 

music

 

© Özge Baykan