HER ŞEYİ BİLEN SYLVIE
-
Öğretmenim, dedi. Bu
nedir?
-
Fistan ağacı. Afrika
kökenlidir. Kurak ortamları sever, yedi ay susuzluğa dayanabilir. Latincesi cruxtus fructeais.
-
Haa.
-
Öğretmenim, bu nedir,
şurdaki?
-
O taş, volkanik bir
taştır çocuklar. Guf denilen bir cinstir. Böyle
volkanik arazilerde bulunur.
-
Yaa.
-
Öğretmenim her şeyi
biliyorsunuz.
Yürümeye devam ettiler.
-
Öğretmenim bakın
burada bir hayvan var yürüyor.
-
Fazla yaklaşmayın
ona. Uzak durun.
-
Çekilin, çekilin,
diye bağrışıp kaçıştılar.
Hayvana en yakından bakan yine
öğretmen.
-
Çocuklar bu hayvan
sürüngengillerin bir cinsi. Funris Madapcates. Eskiden Akdeniz kıyısında bolca bulunurdu;
fakat son yıllarda sayıları iyice azaldı.
-
Oh olmuş, diyen oldu.
-
Kendilerini çok iyi
savunurlar, zehirli bir sıvı salgılayarak düşmanlarını iki-üç saniye içinde
öldürebilirler. Siz de dikkatli olun, şu ana dek zehri ortadan kaldıracak bir
şey bulunamadı.
Birer adım daha uzaklaştılar. Birkaç
saniye baktılar, yürümeyi sürdürdüler. Çekiştirenler
oluyor.
-
Öğretmenim buraya bir
bakın ne olur.
Öğretmen oraya bakınca da bir gurur.
Benim gösterdiğim yere baktı. Öğretmenin de eteği yırtıldı yırtılacak artık.
-
Efendim?
-
Bu yenir mi?
-
Yenmez. O bir mantar
türüdür çocuklar, rengine bakın anlarsınız. Zehirlidir.
-
Latincesi ne?
-
Fructus fundei.
-
Ha.
-
Öğretmenim her şeyi
biliyorsunuz.
-
Öğretmenim
bilmediğiniz bir şey yok mu?
***
-
Öğretmenim burada bir
duvar var.
-
Gördüm.
-
Öğretmenim ama…
-
O duvar eskiden bu
bölgede yaşamış Werxaptus adlı bir uygarlığın son
kalıntılarından biri. Bakın şurada bir taş yığını daha görüyorsunuz. Bunu da
tiyatro olarak kullanıyorlardı. Tiyatrolarını dağlara oymamış, taşlardan
kendileri yapmışlar. Çok geniş bir kültürleri var. Destanları var.
-
Dilleri Latince mi?
-
Değil. Yunan-Pers
karışımı bir dil. Kökeni tam bilinmiyor. Kafkaslar tarafından gelmiş
olabilirler.
-
Öğretmenim, ne
olur…
-
Geldim.
-
Öğretmenim buraya bir
şiir yazmışlar.
-
Bakayım.
Bir süre okudu. Diğerleri
sabırsızlanıyor iyice.
-
Öğretmenim, anlatın.
Öğretmen gülümsedi. Şiiri tanıyor.
-
Bu şiir çok ünlü bir
Macar şairin, Fosz’un ilk dönem şiirlerinden biri.
Doğa sevgisi üzerine yazmış.
-
Okuyun, okuyun.
Okudu.
-
Evet, çok güzel.
-
İlk döneminde hep
doğadan bahseder, kendisi de zaten küçük bir köyde doğup büyümüştür. Okul
yıllarında Rusya’ya gider. Sonraki şiirlerinde daha çok toplumsal sorunlara
değinir.
-
Yine her şeyi
bildiniz öğretmenim.
Öğretmende bir mahcup gülümseme.
Yürümeye devam ettiler. Bu kez,
kimsenin sormasına fırsat vermeden öğretmen çekti bir yana hepsini.
-
Bakın çocuklar,
görüyor musunuz?
Çocuklar yine sıraya girdiler. Her biri
elinde birkaç saniye tutabilir.
-
Dikkatli olun,
düşürmeyin.
-
Şu sandığın üstündeki
desenleri görüyor musunuz? Bu bezemeler tüm İslam kültürlerinde görülür; ama
esasında kökeni Çin’dir. Biz bunlara derkari deriz.
Yapımı çok emek ister; bu sandığın yapımı da en az bir yıl sürmüştür. Tam bir
antika, en az yüz elli yıllık.
Öğretmen onları yolun karşı tarafına
geçirdi. Yürümeyi sürdürdüler.
-
Bakın bir kaynak,
dedi bir öğrenci.
-
İyi su mu öğretmenim,
içelim mi?
-
İçmeyin.
İçmediler. Birer
adım geri çekildiler.
-
Bu tip bölgelerde
kaynaklara bolca rastlanır çocuklar, fakat topraktaki turinyumfosfat
adlı bir bileşiğin etkisiyle suya zehirli maddeler eklenir. İçilince öldürücü
etki yapabilir.
-
Ayy..
Bir adım daha.
Bir adım daha geri. Yürümeye devam ettiler.
-
Durun, dedi öğretmen.
-
Bakın, dedi. Bu
kumaşın adı safgirdir. İlk üretildiği yer İran’dır,
oradan tüm Avrupa’ya yayılmıştır.
-
Ne zaman?
-
Büyük göçler
sırasında. İki-üç bin yıl önce. Hakmil adlı bir kavim
Karadeniz üzerinden Rusya bozkırlarına, oradan da İskandinavya’ya göçmüştür.
Kavim, göçler sırasında gittiği yerlere kendi kültürünü de götürdü.
-
Şimdi bu kumaş her
yerde var ama, dedi biri.
-
Evet, Avrupa’ya
geldikten sonra, Avrupalılar bu kumaşın seri üretim yollarını buldular ve tüm
ülkelere pazarlamaya başladılar. Şimdi Avrupa’nın zengin olmasının en büyük
nedenlerinden biri de bu kumaştır çocuklar.
-
Gerçekten mi
öğretmenim? Ne kadar bilgilisiniz!
-
Öğretmenim n’olur bir dinleyin…
Öğretmen
dinledi.
-
Duydunuz mu
öğretmenim?
-
Evet.
-
Neydi öğretmenim,
sözlerini anlamadık. Çok garip de bir müzik bu.
-
Evet çocuklar, davul
seslerini duyuyor musunuz?
-
Evet, evet, diye
bağrışıp sevindiler.
-
Bu davulun adı zutta. Kökeni Afrika’dır. Orta Afrika’da, günümüzde Sahra
Çölü’nün biraz güneyinde kalıyor, Yuşimi adlı bir
kabilenin milli çalgısıdır. Bu kabile ticarette çok ileriydi. Öyle olunca da
çeşitli komşu kabilelerle ticaret ilişkileri sırasında bu davulu tanıttı. Büyük
keşifler sırasında bu davul Afrika’dan getirilen kölelerle birlikte Amerika’ya
ulaşmıştır. Günümüz davullarının öncüsüdür şimdi zutta.
-
Nerden biliyorsunuz
öğretmenim, her şeyi nasıl da biliyorsunuz öğretmenim.
Yürümeye devam ettiler. Öğretmen her
şeyi bilmeye devam etti. Hangi apartmanın nasıl yapıldığını, hangi ressamın
nerede yaşadığını. Her şeyi çözdü: duvardaki çatlağı, yerdeki çukuru, daldaki
kırığı. Öğrenciler şaşırdı kaldı.
-
Öğretmenim, ne kadar
da her şeyi biliyorsunuz!
-
Her şeyi
biliyorsunuz.
-
Her şeyi biliyorsunuz
ama!
-
Her şeyi.
-
Her şeyi, her şeyi.
-
Evet, her her her şeyi.
Öğretmenim gülümsüyordu. Ağırbaşlı bir Herşeyibiliyorum Gülümsemesi yüzünde. Bu gülümseme ilk olarak yazar Sylvie
Gerard’ın yüzünde, kendisi bir kilo çamaşırı yıkadığı
sırada görülmüştür. Kökenlerinin Avrupa olduğu sanılan Herşeyibiliyorum
Gülümsemesi son yıllarda Güney Doğu Asya başta olmak üzere dünyanın tüm
bölgelerine hızla yayılmıştır. Adı geçen gülümsemeye günümüzde hemen hemen her ülkede rastlanmaktadır.
Hayalet Gemi, 2001
© Özge
Baykan