SİFON
Yanıma oturmak zorunda mıydı. Köfteci.
Kokmuş. Koku geldi, ellerime kadar sindi. Oysa demir kol da yeter yapış yapış kokular için. Terli demir kokusu.
-
Buyrun, hoşgeldiniz.
Ayakkabıları çıkarıyorum ya, çoraplar
delik değildir inşallah. Hiç düşünmezsin böyle şeyleri. Niye çıktık ki evden.
Ziyaret. Şık şık giyindi, çoraplara dikkat edilmemiş.
Bir delik olmayagörsün. İki ay gider arkasından laf. Bir daha çoraplara dikkat
edilecek.
-
Gece de
buradasınız, değil mi? Hayatta bırakmayız.
Ölmek mi lazım. Karısına baktı.
-
Bilmem
ki. Kalır mıyız?
Pijama yok. Pijama yok, der gibi nasıl
bakılır. Karısıyla yıllardır geliştirdikleri işaretler vardı. Evet, hayır, beğenmedimkalkgidelim. Pijamayok’u
atlamışlar ikisi de.
-
Kalın,
kalın. Bu saatten sonra nasıl gidersiniz otobüsle?
Al işte. Nasıl da sokuştururlar.
Olabilir, arabamız yok. Suç mu? Taksi geçmez
sanki.
Kendini
zor tuttu.
-
Taksi
de yoktur bu saatte burada.
Kıvırmaya çalışıyor.
-
Doğru
canım. Nazlanmayın işte, hadi.
Hadi bakalım, hadi olsun. Başka çaremiz yok bu
saatten sonra.
Bir saattir çöreklendiği koltuktan
kalkamıyor. Elleri demir kokuyor. Hemen anlamışlardır. Karısına da demişti,
girmeden önce bir elimizi yıkayalım.
Birden
bir sıkıntı kapladı içini. Demirli ellerle deminki çikolatayı da yedi. Bütün
mikrop midesinde geziniyordur şimdi. Böyle böyle
çıkıyor bütün o koleralar.
-
Bilek
güreşine ne dersin, abi?
Hayatta olmaz. Bir punduna getirip
banyoya kaçmalı.
-
Olur
tabii. Ama müsaade edin bir lavaboya...
Lavabo. Tuvalet deyince ayıp olacak
sanki. Kibarlığımız üstümüzde bu gece.
Banyoyu yeni yaptırmışlar. Geçen sene
böyle değildi. Fayansları bile kırdırmışlar. Bembeyaz olmuş her yer. Tuvalet
takımımız da pek peluş.
-
Kıskanma,
dedi kendi kendine.
İshal olmuş. Nerden çıktı birdenbire?
Gece gece yedirirlerse onca şeyi...
-
Üstünüze
afiyet, midem biraz limoni.
Ne limonisi? O mideye denmez. Mide
ekşimesini daha edebi bir dille söyleyemezsin. Hem, bu daha başka bir durum.
Tuvalet kağıdını yırtarken simetriyi
sağlayabilmek için altı kez uğraştı. İnce kağıt, kat kat
elinde kalıyor. Neyse çıkıyoruz; bu azap da bitti. Havluya tekrar baktı. Leke.
Yoktu o orada demin. Ben yapmışımdır kesin, eyvah. Lekeye yakından baktı.
Bembeyaz havlunun ortasında kahverengi bir leke. Havluyu ters çevirdi; amblemi
var. Çevirse anlaşılır. Bıraktı. Ne halin varsa gör.
-
Nerde
kaldın azizim.
Şimdi biraz daha rahat etti. Elleri
demirli filan da değil artık. Ama midesinden sesler geliyor. Numaradan yenildi.
Numaradan yenildiğini kendine kabul ettirdi. Bundan da kurtulduk. Bir sene daha
güreş yok.
-
Pastalar
da geldi.
-
Yardım
etseydik biz de.
Şimdi kesin, etseydiniz ya,
diyorlardır. Ama misafirliğe gelinmiş, o kadarcık
oturma hakkı da çok görülmesin artık.
-
Hem de
çikolatalı.
Şimdi de ‘siz seviyorsunuz diye’ kısmı
gelecek.
-
Siz
seversiniz diye özel yaptım.
Bir yılda fiilin kipi değişmiş.
-
Eline
sağlık.
-
Afiyet
olsun.
Bu mideyle nasıl? Karısı:
-
Ne
kıpırdanıyorsun öyle deminden beri, diye sordu.
-
Midem
bozulmuş.
İnleme halinde bir ‘eyvah’ çıktı.
-
Hapı
yuttuk şimdi. Aman tut kendini biraz, belli etme.
-
Ben ne
yapıyorum sanki.
Sinirlendi. O sırada ayağının altında
yapışkan bir şişkinlik hissetti. Yavaşça eğilip baktı. Pasta.
-
Oh,
üstüne de basmışım.
Halıya yedirmiş. Bembeyaz halının
üstünde kahverengi leke. Karısına eğildi.
-
Pasta
lekesi çıkar mı, bir baksana.
Karısı lekeyi gördü. Önce konusuna
giren bir soruyla karşılaştığına sevinir gibi oldu. Ama lekenin büyüklüğü
karşısında kapıldığı telaşla bunu hemen unuttu.
-
Eyvah. Ne
yapacağız şimdi? Kaldır çorabını.
Beyaz çorap olduğu gibi pasta.
-
Doğru
düzgün yemesini bile bilmiyorsun.
-
Sus
artık. Ne yapalım olmuş olan.
-
‘Olmuş
olan’ olur mu hiç?
Bir yandan da ev sahiplerinin salona
gireceği anı kolluyor.
-
Dökmen
yetmiyor, bir de üstüne basıyorsun.
-
Bilerek
yapmadık ya.
-
Orasını
bilmem artık.
Sinirlendi. Koltuğun yanındaki sehpayı
yavaş yavaş öne çekti. O sırada ikisi birden salona girdi. Birinde albümler, diğerinde çay
tepsisi.
-
Bu kış
İsviçre’de çektirdiğimiz fotoğrafları göstereyim dedim.
Göster bakalım. Biz nelerle
uğraşıyoruz. Pasta, sehpa, çorap. Bir de azar işitti demin karısından.
Yemesini bilmemek. On yıldır evliyiz,
bir kere bir şey döktüm mü? Hiç. Çok insafsızlar. Sehpayı, bir bacağı lekeyi
kapatıncaya kadar öne çekti. Karısı fark etti.
-
Ne
yapıyorsun?
-
Sus,
karışma.
***
-
Pijama
mı? Derdiniz bu olsun. Ondan bol ne var?
Derdimiz bu, tam üstüne bastın.
Görüşmeyeli kilo almışsın, demeyi unuttunuz demin. Ben hatırlatıvereyim. Ya
küçük gelirse. Göbeği çıkmış. Ben kendi pantalonumla yatayım, mı diyecek.
Sizinki küçük gelir şimdi bana.
-
Ne
olacak canım, sonra nasılsa hepsi makinede yıkanıyor.
Yani, bu kadar kolaydı aşağılamak.
Düğmeyi çevirin, aşağılama derecesine getirin. Siz bir kere giydikten sonra nasılsa
çöpe atılıyor, deseydi. Karım nasıl çekiyor ter kokumu yıllardır? Yorganları,
çarşafları, yastık kılıflarını da yıkayın. Hatta yastığı da atın, yenisini
alın. Midesinden gelen sesler kesilmiyor.
-
Nerden
başıma geldi bu. Bir de sucuk yedik sabah. Bilmiyorsun sanki akşam olacakları.
-
Ne
mırıldanıyorsun gene?
-
Yok bir
şey. Midem diyorum.
-
Sabah
yemeseydin o sucuğu.
Bilmiş gibi. Şimdi nasıl anlatırsın.
Ben de farkındayım. Tek akıllı sen misin bu dünyada.
-
Pişirmeseydin
o zaman.
-
Kendin
istedin. Pişir dedin.
Karısına sinirli sinirli
baktı.
-
İyi
geceler, iyi uykular.
-
Size
de. Çok güzel bir geceydi. Tekrar teşekkürler.
Işıklar söndü ama uyuyamıyor. Dön dön.
-
Ne
kıpırdanıyorsun gene?
-
Midem,
diyorum ya. Şimdi tuvalete gitsem bütün ev ayağa kalkacak.
-
Aman
kalkarsa kalksın. Kendileri ısrar etti.
Bu sefer şaşırdı. Beklenmeyen yanıtlar
verdiğine göre karısı da bezmiş. Savın başınızdan bakalım.
Yavaşça banyonun kapısını araladı. Kapı
gıcırdadı. Al işte. Evi baştan aşağı onar, yağlamayı ihmal et. Bir misafir de
gece yarısı tuvalete kalkamayacaksa bunca boya badananın ne anlamı var? Aklına
çorabı geldi. Ya pastalı çorap çarşafa değdiyse? Çarşaf da pasta olmuştur
şimdi. Ayağını kaldırıp baktı.
-
Leke
kurumuş. İyi bari.
Çıkarken havluya baktı. Leke yok. Sonradan
fark etti ki başka havlu. Kaşla göz arasında değiştirmişler. Bak bak. Demek soğuk savaş ilan edilmiş evde. İzleniyoruz.
Aklına sehpa geldi. Ne saçma şey yaptın oğlum? Sanki anlaşılmayacak. Küçük
çocukları yok, bir şeyleri yok. Bu çikolatalı pastayı sevme huyu da bizim
aileye mahsus. Hay bir kere demez olaydık seviyoruz diye. Kibarlığından dersin,
ciddiye alırlar. Lekeyi kimin yaptığı hemen anlaşılır şimdi. Unuttuğu sıkıntı
tekrar başgösterdi. Yatağa yattıktan hemen sonra da
aklı sifona takıldı. Karısını dürttü.
-
Uyudun
mu?
-
Uyudum.
-
Şakayı
bırak, akıl ver. Sifonu çekeyim mi?
Karısı gözlerini ovuştururken kendisine
söylenenleri idrak etmeye çalışıyor.
-
Ne
sifonu?
-
Demin
çıktım ya canım. Tuvalet.
-
Bana ne
diye soruyorsun ki, anlamadım.
-
Gürültü
olur mu diye.
-
Çekme o
zaman.
-
Ama
biri çıkar da bakarsa...
-
Ay,
iğrenç şeylerden bahsetme gece gece, dedi; döndü ve
uyudu.
Kıpırdanmayı sürdürüyor. Bundan sonra alarmli saatimi hep yanımda taşıyacağım. O olsa erken bir
saate kurup kalkar, sifonu çekerdim. Kimse uyanmadan. Ama ya gece yarısı kalkan
olursa? Uyumadan beklemeye karar verdi.
Biri
kalkarsa ne diyecek ki? Hemen atılması gerek. Ben bir sifonu çekeyim, bir
dakika, mı diyecek. Açıklama yapmadan, önce davranmak da ayıp olmaz mı?
Düşündü. Misafiriz, önceliğimiz var. Kesinkes, buyrun
rica ederim, der; ben de hemen atlarım. Hiç nazlanmam. Bu işi de ayarladık.
Sevindi.
Fakat uykusunun da gelmemesi lazım.
Ağır yedim, gözlerim kapanıyor. Kahve içsem? Gecenin bir yarısı kahveyi nasıl
yapacak?
-
Dur,
dedi. Kendini tut azıcık. Evin mi sandın?
Ama kendi eviniz gibi kullanın,
demişlerdi. Yalan. Vallahi yalan. Bir su içmeye git, ortalığı birbirine
katarlar. Çaresiz, yatmaya devam etti.
-
Saat
kaç olmuş?
-
Ne?
-
Sana
demedim. Uyumana bak sen.
-
Uyku mu
bıraktın? Bütün gece mırıl mırıl mırıl.
-
Üf,
yeter, sus.
Karısı yine sırtını döndü.
***
Saate baktı. Beş. Bunlar da geç kalkar
şimdi. Neyse ki iş günü. Yedide kalkılsa, âlâ. İki saat var demektir. Hatta
altı buçuk gibi kalkar sifonu çekerim. İlk ihtar. Şöyle bir sarsılsınlar.
Nasılsa kalkılacak. Uzatmanın ne alemi var? Bir süre horoz ötüşlerini dinledi.
-
Sessizlik
ne güzel şeymiş. Kıymetini hiç bilmiyoruz.
-
Ne
dedin?
Karısına döndü.
-
Ne
hafif uykun var senin de. Kendi kendimize bile konuşamıyoruz.
-
Zehir
ettin geceyi. Seninle bir yere gidende kabahat.
Oh, suçu üstüne de aldı. Bundan da
sıyrıldık. Sabah olsun artık. Saate baktı. Altı. Birden şüpheye kapıldı. Arada
ya uyuyakaldıysa. O zaman sifon da... Eyvah, düşünmesi bile korkunç.
Dayanamadı. Kalktı, banyoya gitti. Ayaklarının ucuna bile basmadı bu sefer.
Hışımla kapıyı açtı. Işığı yaktı. Sifonu çekti. Sifon çekilmiyor. Eyvah ki ne
eyvah. Baktı, sifon çekilmiş, daha da dolmamış.
-
Bittik
biz, mahvolduk.
Hızla banyodan çıktı. Yatak odasına
girdi.
-
Sana diyorum,
kalk hadi gidiyoruz. Daha fazla durulmaz bu evde.
Karısı, ne oluyor, demeye kalmadan
kendini giyinmiş buldu.
-
Hadi
çabuk, gidiyoruz.
Karısının ısrarlarına rağmen yatağı
düzeltmedi. Pijamaları katlamadan öylece yatağın üzerine attı. Kimseye haber
vermeden koridordan geçtiler, dış kapıyı açtılar ve çıktılar. İçeriden gelen
ayak seslerini dinlemediler. Kendilerini apartmandan dışarı atıp durağa
yürüdüler. Gelen ilk otobüse bindiler.
Gergindergi, 2006
©Özge Baykan