KURBAN, BAYRAM, ET, DİN VE KAN...

Özge Baykan, Arzu F. Güngör

 

Kayhan Kemal Özçiçek’in 3-22 Şubat tarihlerinde İzmir Canon Erkayalar Sanat Galerisi’nde açık kalan sergisi ‘Kurban’ı, geçtiğimiz yılın Pamukbank Fotoğraf Ödüllerinden anımsayacaksınız.

‘Kurban’ kavramına neredeyse bir uzaylının yeryüzü yaşamına bakışını veya belki de bir çocuğun yetişkin dünyasına duyduğu hayreti anımsatır mesafede bakan fotoğrafların aksine Özçiçek, “kurban”a gelenek ve dinin çizdiği sınırlar içinden yaklaşıyor, kurban kesme ritüelinin doğallığını vurguluyor. İzmir’de fotoğrafçılık eğitimi alan Özçiçek’in daha yığınla projesi var: Gece yaşamı, yaşlı bedenler, hasar görmüş yüzler, Türkmenler, çalışan çocuklar, genelevler, bunlardan sadece birkaçı….

 

Klasik sorumuzla başlayalım mı, neden ‘Kurban’ ?

Aslında küçüklüğümden beri aklıma takılırdı: ‘hayvanlar kesiliyor, ibadet için kesiyoruz, yiyoruz, nasıl oluyor?’ Bu konuyu çalışmaya 2000 yılındaki bir okul ödevi için başladım. Bayramın birinci günü, herkes bayramlaşmaya giderken, içimden dedim ki ’ben de gideyim fotoğraf çekeyim…’ Dolaşırken, bu kesim yerini gördüm, üzeri mavi örtülü; çok enteresan bir ışık düşüyordu üzerine, rastladığım insanlar enteresandı…Orada epeyce çekim yaptım, çalıştım. Sonra, fotoğraflar çıkıp da baskıları önüme koyduğumda, baktım ve kafamda bir şeyler yerine oturdu. Meşhur ‘İsmail’in Kurban Edilmesi’ hikayesi var bir de, biliyorsunuz…

 

Senden dinleyebilir miyiz bu hikayeyi?

İbrahim Peygamber oğlunu bir taşın üstüne yatırmış, Tanrı’ya duyduğu inançla bıçağı boynuna çalmak üzere. O sırada melek yetişiyor, İbrahim’in bıçaklı elini kavrayıp ‘Dur!’ diyor; ‘Oğlunu kesme, onun yerine bu koçu kes.’ İbrahim, yine de kuşkulu: ‘iyi de, verdiğim bir söz var benim, koç onun yerine geçer mi?’ Koçun da, İsmail’in de canı tehlikede. İkisinden biri sağ kalacak….koç mu, insan mı? Ortada sıkı bir pazarlık dönüyor. Ben burada insanî bir trajedi görüyorum. işin içine bir de kırmızı girince…kırmızı ile bir sorunum var (gülerek) Böyle bir proje gelişti kafamda. Dedim ki, ‘Ben bir kurban hikayesi yapayım, sinematografik olsun, giriş-gelişme-sonuç: kurbanın şehre gelişi, satılması, kesilmesi ve son.’

 

Hep ticaret var: sıkı bir pazarlık dönüyor, insanlar satın alıyorlar, para veriyorlar…Sonra da koyunlar kesim yerine getiriliyor, kesiliyor, derileri Türk Hava Kurumu’na bağışlanıyor, orada da bir ticaret var. Yani, işin özü ibadet ve yardımlaşma iken, ticaret de işin içine giriyor.

 

Nasıl çalışıyorsun? Bu çalışma ne kadar zamanda ortaya çıkmıştı?

Çok hızlı fotoğraf çekiyorum ve çekerken hiç düşünmüyorum ben, sadece kadraj ve ışıkla ilgileniyorum. Çoğu birinci gün çekilen fotoğraflardı, öncesi ve sonrası ile 15-20 günde bitirdim denebilir tüm çalışmayı… 90 fotoğraf çektim bu dosya için, 35 tanesi daha önce kafamda belirlediğim fotoğraflardı.

 

Bu belgelemeyi yaparken taraf tutuyor muydun, şu hikayeyle paralellik kurarsak İbrahim peygamberin, koçun, İsmail’in veya meleğin tarafını tutuyor muydun?

Taraf tutmak değil de, kültürümüzden gelen böyle bir şey var, objektif olarak fotografik dille bunu belgeliyorum. ‘Kesmeyin’ demiyorum, ne bileyim, meleğin tarafını tutmuyorum… Kendi bakış açıma göre, okulda beni yoğurdukları bilgiye göre, toplumcu-gerçekçi bir belge olarak bu dosyayı oluşturdum.

 

 

“Kurban” denince çoğu kişinin aklına kan ve dehşet geliyor.

Oysa senin burda belirttiğin kurbanın dinin ve geleneğin parçası olduğu ve doğal karşılanması gerektiği...

Evet, ailem de kesiyor, hepimiz zaten et yiyoruz ve bizim dinimizde ibadet ve yardımlaşma için böyle bir organizasyon var. Ben iki tane köpekle büyüdüm, hayvanlara karşı çok iyi duygularım var, ama sonuçta Müslümanız, bu ibadetimiz, Kuran’da da var: ‘Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları, Allah’a ulaşacaktır:Allah’a ulaşacak olan ancak sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” Bugünkü uygulama ise karmakarışık. Burada çok dikkat etmemiz gereken bir şey var: bu hayvanlar kesilirken aslında kanın toprağa akması gerek, burası ise beton. Besmelesiz kesiliyor, insanlar sıraya girip kurban etlerini kucaklayıp gidiyor, bir kuruma da verilmiyor.

 

Ben takıyorum bazı konulara, bu hikayede de benim taktığım bir şeyler var. Toplumumuzdaki bir kültüre benim bakış açım var.

Benim asıl isteğim kamuoyu oluşturmak. Örneğin, fotojurnalist fotoğrafçılardan, taptığımı söyleyebileceğim Ken Light, Andre Serrano,… birtakım dosyalar oluşturarak bunu yapıyorlar. Daha eskilerden Lewis Hine var,  fotoğraflarla Amerikan Federal Hükümeti’nin anayasasını değiştirmiş, çalışan çocukları, göçmenleri çalışmış. Kendimi buna yakın görüyorum.

 

‘Kurban’ sergisi söz konusu olduğunda, kamuoyu oluşturmaktan kastın ne?

Sergimin mesajı, kesinlikle demin söz ettiğim sûre. Bu hayvanlar kesinlikle yaşamın devamını sağlıyor, karşı değilim, fakat dikkat çekmek istediğim bunun doğru yapılması; yani, kesiminden dağıtımına, işin özüne, yapılanlara yalnızca dikkat çekmek istiyorum.

 

Yaklaşımın gerçekten bu kadar işleve mi yönelik?

Evet, öyle. Bir gün okuldan bize Konak meydanı konusu verildi, o zaman da ben orada çalışan küçük çocukları çektim. Toplamında portfolyonun tamamına bakıldığında, tabii ki dinsel temalara gönderme yapıyorum, ama temelde amacım bir kamuoyu oluşturmak.

 

‘Ölüm, din ve yaşamdaki paradoksallıklar beni çekiyor’ demişsin sergi tanıtımında…

Mesela yaşlı vücutlarla beden çalışmaları yaptım, Konak Meydanı’nda günlerce bekleyip hasar görmüş yüzleri çektim bir ara, yanmış yüzler, patlamış gözler…Düşünün, insan güzel görünmek için uğraşır, erkek olsun, kadın olsun, makyaj yapar falan, bir de bu halde olması var yüzün. Buna takmıştım.

 

İleride ne yapmayı düşünüyorsun?

Ben 20 yaşıma kadar fotoğrafla hiç ilgilenmedim, bütün derdim sinemaydı. Şu anda 23 yaşındayım ve amacım görüntü yönetmenliği. Mümkünse yurtdışında da bunun eğitimini almayı istiyorum.

 

Okulda teorik olarak çok sağlam bir eğitim alıyoruz, neden daha fazla dosya oluşturmayalım? Arkadaşlarımın mezun olup başka başka işler yapmaları beni üzüyor. İsterdim ki beş arkadaş bir araya gelelim, birimiz Limontepe’deki çok kötü bir ilkokulu çeksin, ben gideyim genelevleri çekeyim… Türk toplumunu fotoğrafla belgeleyelim. Şimdi gece yaşamı ile ilgileniyorum, yakın zamanda Basmane’de bir pavyonda çekim yaptım, Ankara’da da bir pavyona gideceğim, çalışmak için izin aldım. Bir de, ben biraz milliyetçiyim, daha uzun vadeli bir projem var; Irak’ta savaş olacak ve orada 3 milyon Türkmen soydaşımız var. Çok fazla ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Eğer olursa, Musul ve Kerkük’te Türkmenler neler yaşıyor, ona dikkat çekmek istiyorum, bağlantılarımı kurdum şimdiden. Fotoğrafı kullanarak birtakım dosyalar oluşturmak istiyorum, ben böyle mutlu oluyorum.

 

1980 doğumlusun, kendi kuşağın hakkında ne düşünüyorsun?

Bence çok şanslı, her şeyi havadan almış bir kuşak diyebiliriz.

Her şey tamamlanmış, görsel sanatlarda, plastik sanatlarda her şey ortaya konmuş ve tüketilmiş durumda; her şey iç içe, her an herkes her şeyi yapabilir, her şeye ulaşılabilir, bilgisayarlar var, teknoloji çok gelişmiş durumda…

 

Sunulmuş olanakların içine doğduğunuzu mu düşünüyorsun?

Evet, büyük olanaklar var, bunu görebilirsek.

 

Geniş Açı, 2003

 

 

interviews

photography

 

© Özge Baykan