Kımmıldayann Bedennler
Levent Öget’in
“Kımıltı” kavramını sorguladığı aynı başlıklı son sergisi AKM’de
3-20 Ekim (2001) arasında açık kaldı. Bu sergide Öget,
indirgenmiş görüntülerle görüntünün çoğaltılması, büyütülmesi, taşınması olgularına
geçiş yapacak kavramsal altyapıyı kuruyor.
Öget’le, kımıltı, görüntü, teknoloji ve sanat
üzerine söyleştik.
Bu sergide
kımıltı kavramı üzerine bir çalışma ürettiniz. Sergi için yola çıkarken
kafanızda bir kavram mı beliriyor önce, yoksa iş oluştuktan sonra mı kavramsal
boyut ortaya çıkıyor?
Görüntünün elde edilmesi farklı aşamalardan
sonra gerçekleşiyor. Ama ikisi birbirini sorgular biçimde gidiyor. O ana
kadarki bütün kavramlar üzerine sorular soran bir gözle bakıyorsunuz. O bakış
çekim anını etkiliyor. Ama elde ettiğiniz görüntüyle kavramsal bir buluşma söz
konusuysa bu sefer o yönde ilerliyorsunuz. Kımıltıdaki figürler deforme edildi.
Bu görüntüler farklı alanlara taşındı. İki beden görüyoruz: biri yatan ve
diğeri oturan bir konumda. Nü oluşları önemli değil. Bu iki figür sahip
oldukları uzantılar yönünde deforme edildiler. Bu iki görüntü dijital ortamda
monitöre yansıtıldı. Monitördekiler görüntünün orijinal halleri. Monitör dışı
görüntüler tuval, kanvas üzerine basıldı. Burada
görüntünün çok farklı alanlara yolculuk edebileceğini, çok farklı uygulamalara
maruz kalabileceğini göstermeyi amaçladım. Görüntünün çoğaltılabilmesini, bir
yandan da iki görüntüye indirgeyerek, büyük bir boşluk duygusuyla vermek
istedim. Görüntüler mekanla da iyi bir ilişkiye girebilecek, bir hacme sahip
olacak şekilde yerleştirildi. Yerleştirme olgusu da buradan geliyor. Bu proje
bu kentin farklı merkezlerinde kenti hacmini içine alacak şekilde
kavramsallaştırıldı. Aynı yaklaşım ve teknikle bir bütünlük sağlayacak şekilde
amaçlandı. Ama bunu içinde bulunduğumuz şartlardan dolayı gerçekleştiremedim.
Ama izleyicilere bunu aktarmaya çalışıyorum. İzleyicinin bunu zihninde
birleştirmesini istiyorum.
Görüntülerin
kente yayılması nasıl bir etki yaratacak?
Görüntünün hacminin yayılması açısından etki yaratacak. Görüntünün
çoğaltılabiliyor olması benim vurgulamaya çalıştığım bir amaç. Görüntünün
gücünü de boyutlarını büyütecek şekilde kullanarak geliştirmeye çalıştım.
Görüntünün büyüyebilmesini, çoğaltılmasını sorgulamak gerek. Yüzyıllar önce
görüntünün aktarılabildiğini tiyatro sahnesinde gören
insanlar şimdi her yerde görmeye başladılar.
Görüntü bombardımanı altında yaşıyoruz. Bütün bu oluşumlara daha analitik bir
gözle bakmak gerektiğini düşünüyorum. İnsan, beden faktörünün olması önemli.
Siyah beyaz tekniğinin işe özde bir etkisi yok. Daha iyi müdahale edebildiğim
için bunu kullanıyorum.
Sergide iki
fotoğraf var. Bunlar #2 ve #4 olarak numaralandırılmış. Kımıltı hissi için
neden bilgisayar ortamını tercih ettiniz;
örneğin kımıltıyı aynı fotoğrafı yan yana yerleştirerek sağlamayı neden tercih
etmediniz?
Bize kımıltı duygusunu verecek bir medya
olması gerekiyordu. Fotoğrafta çok sık yapılmış bir şeydir: flu,
kımıldamış fotoğrafın görüntüsü. Oysa ben fotoğrafın kendi zaman dilimi
içerisinde mekanla olan dönüşümünü de sorgulayan bir şey yapmak istedim. O da
indirgenmiş dondurulmuş bir zaman dilim içerisindeki kımıldamış görüntüler
değil, zaten donmuş bir görüntünün kımıldatılması şeklinde gerçekleşti.
Biliyorsunuz motion picture
kavramı da özünde bunu anlatan bir ifadeyi hiç değiştirmeden kullanır.
Görünüşün kımıldatılmasıyla pek çok şey elde edilmiş. Sinema endüstrisi bunun
üstüne kurulmuş. Doğal hızının üzerinde kullanılan görüntünün farklı algılara
yol açtığını da biliyoruz. Kliplerde, futbol maçlarında vs. Tek görüntülerin
ise çok fazla kullanılmadığını düşünüyorum. Ama bu çalışmayı bu endişeyle
yapmadım. Görüntü üzerine uzun süredir çaba sarf etmenin bende uyandırdığı
etkidir bu sergi aslında.
Çalışmanızda
kımıldatma hızı da önemli. Kımıldayan iki görüntü giderek flu
tek bir görüntüye dönüşebilir.
Bunun özellikle de internet teknolojisinin
gelişmesinde çok değişik şekilde kullanıldığını fark ettim. İnternet giderek
hızlanmak isteyen bir alan. Biliyorsunuz sadece tek bir görüntünün ya da birkaç
görüntünün hızlandırılarak, ya da oynatılarak gösterilmesinden yola çıkan GİF
dosyalar vardır. Bu internetin içindeki kullanımdır, ama görüntünün doğasında
vardır. Gözün bu anlatıma ihtiyaç duyması, görüntüye hep bir çoklu ortam
sağlıyor.
Bilgisayarda
görüntünün kımıldaması izleyiciye pasif bir konum veriyor. #2 ve 4# olarak
numaralandırılmış fotoğraflar, olmayan fotoğrafların izleyicinin kafasında
tamamlanmasını mı simgeliyor?
Ben de numaralandırırken bunlardan yola
çıktım. Ama #2 ve #4 rakamlarını bir de dijital ortamdaki iki rakamının
dizilişinden yola çıkarak kullandım. Kımıltıdaki görüntüler dijital ortamda
kendilerine yapı bulmuşlardır, deformasyonlar dijital ortamda yapılmıştır. Elli
yıl önce Kertesz özel objektiflerle veya aynalarla bu
deformasyonları gerçekleştirdi. Ama günümüzde deforme etmek için buna ihtiyaç
yok. Bu müdahale görüntüye inanılmaz bir zenginlik sağlıyor. Görüntü sürekli
işlenebiliyor. İşte burada, fotoğrafın kendi durumuna saptama yapmak istedim.
Konfor içinde risk tanımının bu şekilde algılamasına çalıştım. Risk göze
almaktır biliyorsunuz. Fotoğraf neleri göze alıyor? Görüntü almış olduğu
riskleri biliyor mu? Şu andaki hızlı
gidiş üzerine ürünler veren milyonlarca insan olduğuna inanıyorum. Ama zaman o
kadar hızlı ilerliyor ki, yorumlarınızı tekrar gözden geçirmeye ihtiyaç
duyuyorsunuz. Teknolojinin görüntüye böylesine müdahale olanağı sunmasını ben
de kavramsal hacmi de katarak bir işle göstermeye çalıştım.
Kımıldayan
iki görüntü, aynı görüntü değil de, biri diğerinden bir an sonra çekilmiş iki
benzer görüntü olsaydı, zamansal boyuta vurgu yapılmış olacaktı. Ama burada,
aynı “an" kımıldıyor.
Ben de o görüntünün ilk anın sorgulanmasına
çalıştım. Bir an sonraki görüntü bu işe dair olmayacaktı. Benim görüntüde
yaptığım kımıltı hareketi figürün yapısına göre yapılmıştır. Figürün gitmek
istediği yönde bir hareket. Yapılmış olan bir şeye başka bir müdahaleyle başka
bir görünüm sağlamaya çalıştım.
Kımıltıda,
indirgenmişlik var. Fotoğrafın çokluğuna alışmışken burada yalnızca iki
fotoğrafın olması yadırgatıcı geliyor.
Pek çok konudaki gibi görüntü kullanımında
da bir alışkanlık olabilir. Görüntüyü
aynı anda izleyebiliyoruz artık. Bu anlamda Baudrillard’ın
simülasyona ilişkin aktardıklarından bu sergide çok yararlandım. Hareketli
görüntüler bizi farklı etkiliyor. Ama tek bir görüntünün etkisi hala çok önemli
diye düşünüyorum. Biricik olma özelliği plastik sanatlara mal edilmiştir;
sonuçta o değerleri oluşturan diğer özelliklere bakmak gerekir. Tuval resmi
biricik olabilir. Ama bir görüntünün bütün canlılara ulaşacak şekilde çoğaltılması çok başka bir
değerdir. Biricik halinde olmakla varılan nokta ile görüntünün yayılmasının
vardığı noktanın paralellik içerdiğini düşünüyorum.
Görüntünün
çoğaltılması bu çalışmanızda görüntünün boyutları ve sayısı itibariyle sınırlı
gibi görünüyor…
Bu çalışmada görüntünün mekanla buluşmasının
kendi içinde başka bir boyutlandırmaya sahip olduğunu düşünüyorum. Çoğaltmanın
herhangi bir tipini içine alan bir çalışma bu. Monitörlerdekiler de
çoğaltmadır. Amacım, görüntünün böyle büyük bir yelpazede bir anın
dondurulmasından nerelere kadar gidebileceği.
“Kımıltı” ilk olma hali. Siz bu görüntü
bombardımanı içinde nelere bakmayı seviyorsunuz? İlkliği nerede görüyorsunuz?
Bir kere bakmayı seviyorum. Eylemin kendisi
inanılmaz bir şey. Akıp giden bir şeyin üzerine bir okuma
gerçekleştiriyorsunuz. Varoluşunuzdaki bütün soru ve cevapları içeren bir şey.
O yüzden nelere bakıyor olmayı değil, bakıyor olmayı seviyorum. Özelinde ise
hareket eden canlılara baktığımı fark ettim. Ben kendi bedenime de bakıyorum ve
bu şekilde indirgemenin ayrı bir keyif olduğunu düşünüyorum. Görüntü en çok
insanla buluşmuştur. Düşüncenin gidebildiği her yere insan da gidebiliyor.
Görüntü de gidebiliyor. Bu müthiş bir özgürlük.
Fotoğrafı
geniş kavramsal bir düzlemde kullanıyorsunuz. Sanat uğraşınız içinde kendinizi
nasıl tanımlıyorsunuz?
“Meraklı” olarak tanımlıyorum. Çok az
fotoğraf çekiyorum. Öncelikle yaşamaya çalışıyorum. Mekan olgusu, bulunduğum
topraklar, yaşadığım kent olarak birinci derecede önemli. Başka bakışları
sağlayan teknolojilerden de yararlanıyorum. Kendimi en çok, “üreten insan”
olarak görmek istiyorum. Bunun illa ki elle tutulur, gözle görülür olması şart
değil. Üretimin kendi yapısına dair, yaratım süreci beni çok etkiliyor.
Benim için en heyecanlı şey bir projenin
hayata geçirilmesi. O zaman ortaya ne yaptığınız değil, nelere yöneldiğiniz soruları
gelmeye başlıyor.
Sizin
işlerinize baktığımızda, projelerinizi her hangi bir kurumsal yapıya bağlı
olmadan bağımsız olarak gerçekleştirdiğinizi görüyoruz.
Çok güzel bir noktaya değindiniz. Üretim
anında en önemli şey iktidar. Sanatta İktidar, çoğu zaman özellikle küratörler
olmaya başladı. Küratörler dünya sanatını yönlendiriyorlar. Bu bir eylemdir.
Sanatçılar bazen bu eylemle buluşabilirler, bazen kendi özgün iradeleriyle
iktidar olabilirler. Yapılacak olanın ne olduğuna bağlı. Ama biri diğerini
mutlaka zorunlu hale getirmiyor. Kımıltı
işine geçecek olursak, “Kımıltı”nın küratör olgusuna ihtiyaç duymayan bir
çalışma olduğuna inanıyorum. Bir küratörün de malzemesi olabilirdi ama ben
böyle kullandım. Ben belli bir bünye içerisinde faaliyet gösteren bir sanatçı değilim. Bağımsız olmayı
çok özel buluyorum. Bu bağımsızlık tüm kavramların sorgulanmasında rahatlık
duygusu veriyor. Ama ortaya koyduğunuz eserin fiziksel mübadelesinde büyük
zorlukları dayatmaya başlıyor. Fotoğrafın hele bu topraklarda eleştirmenlerce
ve koleksiyoncularca değerlendirilmemesi yapılan işi son derece mastürbatif bir noktaya taşıyor. Yine de bu bölgede,
üretimde bulunmanın eksikliğinin hissedilmesinden kaynaklanan, tüketime dair
bir özlem var. Bu nedenle birtakım destekler bulabiliyorum. Özellikle bu işte,
toplumu ajite eden bir tavır içerisinde olmak
istedim. “İndirgenmiş bir görüntü insanı ne kadar provoke edebilir; eder mi?”
soruları var. O yüzden işin kendi iktidarına yer açmak gerekir.
Fotoğraf
dışında üretimlerinizde nelerden besleniyorsunuz?
Seyahat etmeyi sevmiyorum. Dünyanın içinde
bulunduğu koşullar beni daha fazla içime kapanık bir hale getiriyor. Özgürleşen
dünya düzeninde giderek daha büyük bir yabancılaşma yaşıyorum. Sinemadan
besleniyorum. İyi seçip almaya çalışıyorum. Kitap okuyorum. Ama kitap okumak
beni yoruyor; çünkü yeni projeler üretmeye itiyor. Birikmiş projelerimin
enerjisi ile geriliyor, gerginlikle kitap okuyorum. Enerjimi boşaltmak için
spor yapıyorum. İyi bir bisikletçiyim. Bedenimi iyi beslemeye, enerjimi
dengelemeye çalışıyorum. Çünkü mücadele etmek için yaşama karşı iyi donanmak,
dengeli beslenmek zorundasınız.
Geniş Açı, 2002