“Circus Cirkör”in Yansımaları
Özge
Baykan, Fatoş Üstek
İsveçli
fotoğrafçı Magnus Neideman,
18. İFSAK Fotoğraf günleri kapsamında
‘Sirk’ başlıklı sergisiyle 14-30 Kasım tarihleri arasında Taksim Sanat
Galerisi’ndeydi. On dokuz yaşında tiyatroda oyunculuğuna başlayan, daha sonra
fotoğraf çekmenin daha keyifli olduğuna karar kılıp Nordens Fotoskola’da bir
yıl fotoğraf eğitimi aldıktan sonra ‘Circus Cirkör’ sirkine katılan 1971 doğumlu fotoğrafçının dört
yıllık bir sürede oluşturduğu fotoğraflar, unutulmaya yüz tutmuş çocukluk
eğlencelerimizin hâlâ bir yerlerde o eski coşkusuyla varolduğunu ortaya
koyuyordu. Sirkte müzisyen, teknik sorumlu, şoför ve rehber gibi birçok görev
alan Neideman’a göre sirk birlikte olunabilecek bir
aile; müzisyenler, hilkât garibeleri, akrobatlar, balerinler, garip insanlar ve
primadonnaların diyarı…
Sirkte fotoğraf çekmeye nasıl başladınız ?
Aslen
trombon çalıyordum ve sirk yeni yeni kurulma
aşamasındaydı. Sadece yazları bir kaç aylık bir projeydi önceleri. Sonra
genişlemeye başladı, sirke katılmak isteyen insanlar artıyordu ve bir seçim
yapmam gerekti. Okulu bırakıp tamamıyla sirke katıldım. İlk olarak sadece bir
sene devam edebileceğimi daha sonra fotoğraf okuluna geri döneceğimi
planlamıştım. Fakat öyle olmadı dört yıl süren bir turnenin içinde buluverdim
kendimi...
Sirkin orkestrasında çoğunlukla neler çalıyordunuz?
Tom Waits, Richard Clayderman…
Ama bizi en çok etkileyen Balkan müziğiydi. Sirk yaşamı çok keyifliydi. Benim
durup dinlenmek bilmeyen bir ruhum var ve gezmeye tutkunum. Önceleri sirkle
İsveç çevresini dolaşıyorduk, sonraları Finlandiya, Macaristan’a kadar
yayıldık. Sadece ilk yıl trombon çaldım çünkü ya fotoğraf çekecektim ya da
müzik yapacaktım. Uzun süredir trombonumu elime almıyorum. Kendimi fotoğrafla
daha kolay ifade edebiliyorum bence.
Fotoğraflarınızda renkleri, dokuları, anlamları
yeniden tanımlamaya çalışıyor gibisiniz. Göstermek istediğiniz farklı bir
şeyler mi var aslında? Neler sizi fotoğrafladıklarınızı çekmeye itiyor?
Sergideki
fotoğraflar özgürlük düşüncesi üzerinden oluşturulmuş fotoğraflar. Sirktekiler
ne yapmak istiyorlarsa onu yapıyor. Hayat umurlarında değil, yapmak istedikleri
tek şey sirke dahil olmak. Aradıkları, apartman dairesi veya genelleştirilmiş
ihtiyaçlar üzerinden bir yaşam değil… Fotoğraflarda onların enerjisini ve özgür
olma durumunu göstermek istedim.
Ben
objektif gerçekliğin peşinde değilim. Bu benim gerçekliğim ve benim hikâyem.
Fotoğrafladıklarımı ne kadar öznelliğe dökebilirsem o kadar benden bir şeyler
yakalamış olurum diye düşünüyorum.
Bazı fotoğraflar sanki bağırıyormuş gibiydiler.
Göstermek
istediğim tam olarak buydu: Enerji ve dışavurum! Sirk hayatı göründüğü kadar
renkli değildir aslında, sürekli yapılması gereken bir şeyler vardır, sürekli
çalışmak gerekir.
Sirk
biraz geçmiş algılar dünyamıza ait gibi duruyor. Sizi bu dünyaya çekenler
neydi?
Avrupa’da
yeni bir sirk oluşumu var: ‘New Circus’. Bu oluşum,
topluma uzak yaşayanların kurduğu bir birliktelik ve bir şekilde ‘anarşist’
olarak nitelenebilecek bu insanlar genel anlamdaki sirk tanımından farklı bir
şeyler yapıyor. Yani içerik olarak bir değişim geçirse de sirkler hâlâ dünyanın
birçok yerinde çalışmalarına devam etmekte. Demek istediğim şu ki: Aslında
sirkler, onları unutmak istemediğimiz, geçmişe gömmediğimiz sürece hep bir
yerlerde var olmaya devam edecek.
Formu ve anlamı belirleyerek mi çekim yapıyorsunuz
yoksa var olan dışavurumları yakalamayı mı tercih ediyorsunuz?
Sadece
durumları fotoğraflıyorum. Sirkin sahnede gösterdiği enerji beni çekiyor. Sirk
kurulurken veya sökülürkenki aşamaların değil de dışavurumları
yakalayabileceğim durumların peşindeyim. Sirke ilk katıldığımda okuldan yeni
çıkmıştım ve fotoğraf konusunda yeniydim. Ondan iki üç yıl önce böyle bir
projem olsaydı, çok çok farklı sonuçlar olurdu,
bundan eminim.
Fotoğraflarınızda çok fazla yansıma kullanmışsınız.
Yansımaları ve yansıyanları aynı çerçevede bu kadar yoğun kullanmaya sizi iten
nedir?
Çok
özel bir nedeni yok. Ben yansımaların olduğu fotoğrafları her zaman sevmişimdir
aslında. Teorik olarak anlatması zor olsa da başka bir yoldan konuşmak
istememin bir sonucu diyebilirim. Sürekli yansımalarla oynamayı seviyorum.
Fotoğrafı nasıl kurguladığınız ve hangi açıdan oluşturduğunuz biraz daha saklı
kalıyor. İnsanlarla başka bir yoldan iletişim kurmak gibi gelir bana bu tip
fotoğraflar.
Neden bir fotoğraf okuluna gitmeye karar verdiniz?
O
dönemde benim ihtiyacım olan bir şeydi. Bazıları buna karşı durabilir.
Gerçekten de bazen kalıpların içine çok fazla girilebiliyor, ama okula gitmek
benim için iyi bir deneyim oldu.
Fotoğraf çekerken ne hissediyorsunuz?
Fotoğraflarken,
duygular ve hisler o anda varolmanın yansımalarını taşıyor. Fotoğraflarken
varoluyorum ve her şey kayboluyor, sadece ben ve kamera kalıyor.
Fotoğraf okumaları yapıyor musunuz? Ve sizce bu
gerekli mi?
Çok
fazla okumak ve tartışmak taraftarıyım. Sanat üzerine ve her şey üzerine
konuşmak oldukça ilginç bence. Mesela fotoğraf ve müzik birbiriyle bağdaşan
kavramlar. Bazen bu yaklaşmayı
yakalamaya çalışıyorum. Fotoğrafların sesi olmasa da dışa vurduklarının
bir ezgisi veya notası olabilir. Biraz da bunun peşinde olmak hoşuma gidiyor.
Çeşitli sanat dallarına gönderme yapmak üzerinden
kurguladığınız fotoğraflar var mı? Mesela çığlık atan kızın dışavurumu biraz
Edward Munch’ın ‘Çığlık’ını
anımsatıyor.
Bilmiyorum.
Fotoğraflarken çok fazla düşünmem. Bunun beni yavaşlatacağına ve durduracağına
inanıyorum. Olanı yakalamak ve çerçeveye almak üzerinden kurgulamayı seviyorum.
Bilerek yaptığım göndermeler yok. Fakat görüntüler dünyasının etkilerini de
yadsıyamam.
Belli kuralları izliyor musunuz?
Bunun
üzerine de çok fazla düşündüğümü söyleyemem. Zaten yerleşmiş bakış açıları ve
estetik değerleri taşıyoruz bence… Fotoğraf çekerken de kurallardan ziyade
sadece hislerimin beni yönlendirmesine izin veriyorum.
Kimler sizi fotoğrafa yakın hissettiriyor?
D’Agata, benim için şok edici; Paolo Pellegrin, William Klein… Her fotoğrafçının diğer fotoğrafçılardan bir şeyler
aldığını düşünüyorum. Belgesel fotoğrafla pek ilgilenmiyorum, duygular ve
hisleri tanımlamak bana daha yakın olanı.
Yeni projeleriniz var mı?
İstanbul’da
sokaklarda yaşayanları fotoğrafladım biraz. İsveç’te de bir rock grubunun
kitabı için fotoğraflar çekiyorum.
Geniş
Açı, 2003
© 2006 Özge Baykan