KADIN VE SİYAH OLMAK

 

Henderson'a göre Josephine Baker siyahi kadınların özgürleşmesinin sembolü oldu

 

Afro-Amerikan edebiyatı ve Siyah Feminist Hareket üzerine önemli çalışmaları olan North Carolina Üniversitesi öğretim görevlisi Mae Gwendolyn Henderson Boğaziçi Üniversitesi'nde Josephine Baker ve ondan hareketle o dönemde Fransa'da siyahların temsil ettiği kimlikle ilgili bir seminer verdi. Biz de kendisiyle Baker ve Siyah Feminist Hareket üzerine bir söyleşi yaptık.


Neden çalışma konusu olarak Josephine Baker'ı seçtiniz?


Afro-Amerikalılar'ın başka ülkelere gidip yerleşmeleri konusu her zaman ilgimi çekmişti. Ülkelerini terk etmelerinin arkasında yatan sebepleri araştırıyordum. Projede ilginç bir nokta, Fransa'da İkinci Dünya Savaşı sonrasında göç eden yazarların deneyimi çoğunlukla erkeklerin deneyimiyle eş anlamlıydı. Peki kadınlar neredeydi? Ne zaman gelmişlerdi? Bu cevaplar için 1920'lere dönmem gerekiyordu. O sırada Josephine Baker Fransa'da siyah kadınların starları arasında çok paradigmatik bir kişilik olarak belirdi. Sonuçta yazarlarla da karşılaştırınca eğlence sektöründe çalışanların para kazanmaları daha kolaydı. O dönem Fransa'da 'negrophilia' (siyah sevgisi)'nın etkili olduğu bir dönem olması da Fransa'daki Afro-Amerikan imajına damgasını vurmuştur. Çağdaş kültür, medya incelemeleri ve seksenlerden beri feministler için çok önemli olan 'siyahi beden'in temsili konusunu ortaya koyması bakımından da Baker'dan çok etkilendim.

 

Onun feminist hareket için sahip olduğu önem neydi?

 

Kendisine biçilen rollere bakıldığında (sahnede yaptığı kolonileşme öncesi dönemin 'vahşi' kabile dansları, fötr şapka ve fraklı modern Baker vs.) çok farklı Bakerlar karşımıza çıkıyor... Baker, bedenin metalaştırılması, nesneleşmesi anlamında problematik bir kişiydi. Kendi döneminde bile kölelik sonrası siyah kadının yeniden inşası bakımından bir ikondu. Bir yandan da onun gibi eğlence sektöründe çalışan sanatçılar, kadın olsalar bile cinsel gelenekleri yıkabilirlerdi. Baker, siyahi kadınların özgürleşmesinin sembolü oldu. Afro-Amerikanlar Mississippi ve Harlem'den, plantasyonlardan ve caz çağından geliyorlardı; ama Fransa'da artık Afro-Amerikanlığı veya Afrikalılığı değil yalnızca 'siyah olmayı' ve 'ırksal farklılığı' temsil ediyorlardı. Fransa'ya yerleşen yazarlar gerek Fransız Devrimi'nin gerekse Fransızların daha çok kendi kolonyal sorunlarıyla ilgilenmelerinin etkisiyle Amerika'da bulamayacakları bir ifade özgürlüğüne sahip oluyorlardı. Baker da Fransa'ya geldiğinde Amerika'da asla sahip olamayacağı bir şekilde takdir edildi. Bedeni hayranlık uyandırdı. Kimliği yeniden biçimlendirildi, yeni anlamlarla yüklendi. Fransız kolonyal fantezisi içinde Baker Afrikalılaştırıldı, ama bir yandan da taktığı o tüylere rağmen çarliston yapıyordu!





Siyah Feminist Hareket bugün hangi noktada duruyor?

 

Bu çok zor bir soru. Hâlâ akademik siyahi feminizm devam ediyor. Ama Amerika'da 1960'larda Sivil Haklar Hareketi'nin sesini bu kadar yükseltmesinden sonra, 70'lerde-80'lerde doğmuş genç kadınlara baktığımda onların ne kadar farklı bir çevrede büyümüş olduklarını görüyorum. 1970'lerde, 80'lerde verilen bu mücadeleden yarar sağlayan onlar oldu. Öyle ki artık kendilerini hareketin dışında tanımlama özgürlüğünü bulabiliyorlar. Artık feminizmde ısrar etmenin bir gereği yok onlara göre. Seçim yapma özgürlüğüne sahip olmak istiyorlar. Kendilerini genellikle 'postfeminist' olarak tanımlıyorlar. Bence bu rahatsız edici. Çünkü eğer kazanılmış haklara zaten doğal olarak önceden sahipmişsiniz gibi bakarsanız, kazandıklarınızı çok çabuk kaybedebilirsiniz. Bir yandan şunu da anlıyorum: 'Kadın' ya da 'siyah' olarak etiketlenmek istemiyorlar. 'Farklılık' üzerine kurulu kendi karmaşık kimliklerini gerçekleştirmek istiyorlar. Sizce Siyah Feminist Hareket ulaşmak istediği başarıya erişebildi mi? Kendini postfeminist olarak tanımlayan grubun seçimlerini yapma konusundaki özgürlüklerine bakarsak mücadelenin başarılı olduğunu söyleyebilirim.

 

 

Radikal, Kitap Eki, 08/11/2002

 

 

 

texts

 

© Özge Baykan