KRAKOW
Yaşamın hallerinden sıvı olanı Krakow
Zor zamanlar değil; aksine.
Almanca yaşanmış bir Krakow: Krakau, diğer pek çoğu gibi, doğu Avrupa’nın.
Renklerin peşi, doğu Avrupa’da
olmayanın içinden.
Herkes bilir ki gridir, onun
rengi.
Çevrilir mi; lolipop yeşili,:
Krakau.
Dingin. Bir de buydu, evet.
Dinginlik, Krakow. Florian, saat başı trompet. Kapanan ve açılan pencerelerden
saat başı trompet yayını. Küçük kız başını kaldırıp baktı, baba eşikte: pencere
hücum.
Marienkirche, empik ve yer
altında müzik
Eski mezarlığın üzerine inşa
edilmişti. Bir de kahve içilir hemen karşısında. Caz da olur geceleri, toprak
beden, ölüler sakin yine. İçlerinde caz sevenleri.
Avrupa’nın ikinci büyük,
yanlış değil, tamı tamına
–evet, öyle- pazar meydanı.
ortasında tahtadan Yahudi
müzisyenler, amblemli camlar ve başka ne hediye edilebilirse, ikinci kat:
galeri. Üstüme kişneyen atlar, karşıda, tam duvar.
Yanımda hep rehberim
Magda. Bağırmayan kent. Bol
yangınlı Dominik Fransisken
Din din din.
Piroggen. Mantı krep arası,
marmelatlı.
Çiğce sebzeler, kokusuz,
sarımsaklı sos. üstüne yine kahve. Afrika’nın bir ucundan. Kahve için ideal
diyebilirim.
Papuç, şapka, diyince de
anlaşırız, Lehçe
Macarlara kayısı da diyorduk
neyse.. vb. Auschwitz,
vb. Birkenau. gaz,
krematoryum, sayıklama, hücreler, duvarlar, tel, oda, kadın, üniforma. Magda.
Uzun sohbetler, 10 numaralı tramvay, sığınma talebi kaçaklar mı, işsizler mi,
hayır, gri, yüksek, sıvasız apartmanlarda herkes, birtakım inşaat şirketlerine
ödüyor her ay bir sürü. hırsızlık? Tanıklık etmedim. kimden
Kim devlet kimin
İyelik? Ben-im?
“Komünist zamanlardan”, diye,
bahsediyorlar,
Süpermarketlerde yeşil
formalı kızlar
dikiliyor, yaklaşıyor: pardon,
bir şey mi çalacaktınız
tetikteler, elleri ceplerinde
“Kasada para üstüne dikkat”,
uyarısı geliyor sağ kulağıma
kandırabilirler,
dolandırabilirler
Simit, çörek otlu tuz
kristalli ve sade
Madenlerde 24 saniyede yukarı
çıkan asansör, tuzdan katedral ve ikonalar; İsa’nın son akşam yemeği de dahil.
Tuz işleniyor, tuz cüceleri, iki buçuk kilometre labirentleri
Ve sonunda hediyelikler
arasında ikonalar tekrar tekrar
Bir de kehribar
taneleri
af edersiniz, asansör
neredeydi?
Bozena. Leszek. Sorular.
Sorulmayabilecek de olan,
Sorulduğunda boşluğu dolduran
ama giderek inandıran
eğleniyorum
Londra yağmurlarından,
ve Arjantin arabalarından da
bahsedilebilir
kawa. Kahve, beyaz.
Şekerli çörekler ve
minibüsler.
Balık istifi, -lehlere özgü
olmadığı aşikar-
Urszula Dudziak dedikoduları,
Birinci koca, ikinci karı
Grazyna Auguscik, Tomasz
Stanko ve Micha Urbaniak
Filarmonide: Rossini ayini,
TRT korosundan ödünç etekler,
Kırışıklı yüzle soprano,
Dendi ki akıl hastaları da
onu dinledi çok önceleri,
Bir kırışık da ordandır
vestiyerde naftalinli
mantolar
vardı
telefonla çağrılmadığı sürece
dolandıran –bak yine aynı sözcük- taksi şirketleri
taksimetreyi kim okur ki
14 üstünden 10 zloti:
müşterimiz değil misiniz?
Dorota, annesi, televizyondan
kendi kendine almanca öğrenen 12 yaşındaki Bianca.
Rivayete göre beş yaşındayken
ilk almanca sözcüğü dünyaya getirmiş:
Wahnsinn.
Dorota İsveç dili
edebiyatından
Wahnsinn’i Bianca’nın
ağzından duyar duymaz
Ona Erik Kaestner kitapları
okumaya başlamış sesli
Emil ve detektifleri de
muhtemelen üç kez
Filusz. İnatçı haykıran
köpek.
Isırmadı.
Beni değil, en azından.
Sabah yok olan terlik teki de
onun ağzından çıktı
Zaten
Sabahları çimenlerin
üstündeki kırağı, uyuşan parmak uçları, evlerini bir sonraki devlet emrine dek paylaşmak
zorunda olmayan lehler. çoğalan amerikan renkleri. Alkışlayanlar, genellikle.
Böyle böyle, Krakau. Daha da
vardır.
SANAT DÜNYAMIZ, 2002