FOTOĞRAFIN TİNERE SİNEN KOKUSU

Özge Baykan, Burcu Kaya

 

Haksızlıkların,  sorunların ve sorumluluklarının farkında bir insan; İsveç'te yaşayan ve gündeme İsveç manzaraları yerine Türkiye'nin önemli bir sorunuyla, tinerci çocuklarla gelen bir fotoğrafçı: Halil Koyutürk.  15. İFSAK Fotoğraf Günleri çerçevesinde açtığı "Tinerin Kokusu" isimli sergisi için Türkiye'ye gelen Koyutürk, bize fotoğrafını, yaşamı ve belki de unuttuğumuz bazı sorumlulukları anlattı.

 

Bize biraz fotoğrafçılık geçmişinizden bahseder misiniz?

H.K: 1973 yılında fotoğraf çekmeye başladım. Daha çok neşeli amatör fotoğraflardı bunlar. 80'li yıllarda yurt dışına çıktım ve başka her türlü işte, tüm yabancılar gibi pek çok yerde çalıştım ama bu arada amatör olarak fotoğrafçılığa da devam ettim. Bir süre sonra sadece fotoğraf çekmeye başladım ve 11 yıldır profesyonel olarak fotoğraf çekiyorum. Profesyonelden kastım, hayatımı fotoğraf çekerek kazanmam.

 

Fotoğraf üzerine bir eğitim aldınız mı, yoksa kendi çabanızla mı öğrendiniz fotoğrafçılığı?

H.K: Fotoğraf üzerine, Stockholm dışındaki Fotoğrafçılık Yüksek Okulu'nda 3 yıl süren bir eğitim aldım. Eğitimim Cuma günü bitti, Pazartesi günü aynı okulda öğretim üyesi olarak işe başladım. Sekiz yıl boyunca orada öğretim üyeliği yaptım. Tabi bunun yanı sıra kendi çalışmalarım da oldu; reklam fotoğrafı çalışmalarım ve kendi özgün proje çalışmalarım. Bu projelerin sonuncusunu da buraya getirdim.

 

Genelde bir konu belirleyip onun üzerinde mi çalışıyorsunuz yoksa, kendinizi serbest mi bırakıyorsunuz?

H.K: Hep konu çalışıyorum. Özellikle son on yıldır sadece konu çalışıyorum. "Sokakta bir kedi gördüm, çok şirin, gidip çekeyim. " gibi bir olayım yok. Tüm dikkatimi belirli konular üzerinde yoğunlaştırıyorum. Ama tabii aynı anda birden fazla konuyla ilgilendiğim oluyor. Diyelim ki A projesi var, 4-5 yıllık bir proje. Bunun yanında B ve C projeleri de oluyor, en fazla 5-6 aylık projeler. Onlar da A projesinin yanında devam ediyorlar.

 

Projeleri neye göre belirliyorsunuz?

H.K: O anki ruh halime göre sanırım. Bilemiyorum sebebini. Bana yakın gelen sosyal içerikli konuları tercih ediyorum. Mesela Türkiye'ye yönelik iki tane sosyal içerikli çalışmam oldu. Biri şu an sergisini izlediğiniz tinerci çocuklarla ilgili çalışmam, diğeri de İstanbul'daki çadırcı, göçebe çingenelerle ilgili bir çalışmam. Bunlar, daha önceden kararlaştırılmış çalışmalar. İsveç'te yabancı kadınlarla ilgili bir çalışmam oldu. Yabancı çocukların futbol aktiviteleri üzerine bir çalışma da yaptım.

 

Tinerci çocukları çekmeden önce ne gibi bir ön çalışmanız oldu ve ne zaman "Tamam oldu, bitti." Dediniz?

H.K: Başlarken hiçbir şey diyemiyorum. Sadece başlıyorum. Psikolojik olarak yıkılığım an proje bitmiş oluyor benim için. Başlarken 20-30 sene hatta tüm hayatım boyunca devam etmek istediğim bir proje diye başlıyorum işe. Fakat örneğin bu projede, benzimin bitti 4 yılın sonunda. Artık bir yerde durmam gerekiyordu. Bir nokta koymam gerekiyordu. Tam olarak bitmiş sayılmaz aslında. 99'un ilkbahar ve yazında çocuklarla ilgili yeni fotoğraflar çektim ama artık bir şey eklemek istemiyorum. Devam etmek istemiyorum. Belki 2-3 yıl sonunda değiştirebilirim bazı şeyleri ama şu an bir şey söylemek istemiyorum.

 

Bundan sonrası için ne gibi projeleriniz var?

H.K: Çok şeyler yapmak istiyorum. Ne yazık ki zaman ve ekonomiyle ilgili bir sorunum var. Zamanım oluyor, ekonomik durumum iyi olmuyor; ekonomik durumum iyi oluyor zamanım olmuyor. Bu sorunu aşarsam yapmak istediğim çok şey var. Çalışmalarım daha çok Türkiye'ye yönelik olacak. İsveç'te çok fazla uzun süreli çalışma yapmak istemiyorum ama İsveç'e yönelik kısa süreli projelerim de var.

 

Genelde siyah-beyaz mı tercih ediyorsunuz?

H.K: Evet. Çalışmalarımın yüzde doksanı siyah-beyaz. Çünkü yolun her safhasında ben olmak istiyorum. Siyah-beyaz çalışarak bunu sağlayabiliyorum. Fotoğraflarımdaki her şey bana ait.

 

Fotoğraflarınızda dünya görüşünüzü ne kadar yansıtıyorsunuz?

H.K: Fotoğraf kişinin aynası. Çektiğinizi her fotoğrafta kendinizi anlattığınızı düşünüyorum. Fotoğraf çekmek benim dünyadaki eşitsizliğe karşı yapmış olduğum bir şey. Erkeklerin hakim olduğu dünyada kadın olmak, çocuk olmak, yaşlı olmak her zaman için sırtımıza eksi bir işaret yapıştırıyor. Bunun bilincindeyim. Her zaman eşitlikten yanayım. Herkes gibi ben de bu yüzden bir şeyler yapmaya çabalıyorum. Ne kadar başardığımı ise zaman gösterecek.

 

Türkiye'de fotoğrafçıları nasıl buluyorsunuz?

H.K: İki haftadır buradayım. Eleştiri olarak söylemiyorum ama gözlemlediğim kadarıyla, fotoğrafçı arkadaşlarda daha çok güzel olanı ve doğayı öne çıkarma çabası var. Tabii bu da güzel bir şey ama sosyal içerikli fotoğraf çalışması çok az gördüm. Türkiye kontrastlar ve çelişkiler ülkesi olduğu halde neden bu tarz çalışmalar yapılmıyor? Bunun dışında gördüğüm fotoğrafların çoğunda bir yakınlık yoktu, göz teması yoktu. Genelde dışardan, uzaktan, kişiye sorulmadan çekilmiş fotoğraflar, çabuk çalışmalar. Uzun süreli çalışmalar göremedim. Çalışmaların hemen hepsi kısa süreli çalışmalar.

 

Siz fotoğraflarınızdaki yakınlığı sağlamak için ne yapıyorsunuz?

H.K. : Ben insanları oldukları gibi kabul ediyorum. Dışarıdan gelen bir insan olarak onları etkilemek ya da hayatlarına karışmak istemiyorum. Kendime çok fazla zaman veriyorum. İlk günlerde, haftalarda hatta aylarda fotoğraf çekmiyorum. Sadece dost olduğumu gösteriyorum. Çünkü biliyorsunuz dünyanın her yerinde insanlar fotoğrafçıyı görünce paparazzi diyorlar. Oysa ben onlara özel hayatlarına karışmak istemediğimi gösteriyorum. Onları oldukları gibi çekiyorum.

 

Oldukları gibi çekiyorum diyorsunuz. Fakat kişinin fotoğraflandığının bilincinde olması, onun olduğu gibi olmasını engellemez mi?

H.K: Genellikle belli bir süre sonra, ilk makaradan sonra, benimle karşıdaki insan arasındaki fotoğraf makinasının ortadan kalktığını hissettikten sonra gerçekten çekmeye başlıyorum. Eğer kişi fotoğraf makinasının farkındaysa zaten o fotoğrafı kullanmıyorum. Çünkü o zaman fotoğraflar gerçek olmuyor. Bu yüzden çok fazla fotoğraf çekiyorum. Bir başkası 20 makara çekiyorsa ben 40 makara çekiyorum. Karşımdaki insanla gözlerimiz arasındaki makinanın kalktığına inanana kadar çekiyorum. Hislerin arkasında çekmeye çalışıyorum.

 

Geniş Açı, 2000

 

interviews

photography

 

© Özge Baykan