Hollandalı fotoğrafçı Wilco Van Harpen İfsak Fotoğraf
Günleri kapsamında 16-30 Kasım 2002 tarihleri arasında Taksim Sanat Galerisi’nde “Öteki Kadınlar”
başlıklı bir sergi açtı. Halen Türkiye’de yaşayan Harpen’i
Geniş Açı’da “Exposed” köşesinin editörü olarak da
tanıyoruz. “Öteki Kadınlar” Hollanda’da yaşayan Türk göçmenlerin öyküsü. Ama Wilco Van Harpen’in başka pek çok
projesi var. Söylemek istediği çok şey
var. Türkiye üzerine, Hollanda üzerine, bir de kadınlar üzerine...
Sergine neden “Öteki Kadınlar” adını verdin? Bu soruyla başlayalım...
Aslında projenin ilk adı
“Türkiye’den Bir Kadın-Farklı Bir Yüz” idi. Ama İfsak bu yıl “Öteki” konusunu
üst başlık olarak belirlediği için bu
adı sonra “Öteki Kadınlar” olarak değiştirdim.
Fotoğrafların hepsini Hollanda’da
çektin, değil mi?
Evet.
Fotoğrafını çektiğin kadınlar kimler?
Bazen tanıdığım, bazen
tanımadığım kadınlardı. Önce çevremdeki, tanıdığım insanlardan yola çıktım.
Onların da tavsiyeleriyle Türk kadınların yaşadığı yerlere gittim. Uluslararası
Kadınlar Günü için benden Hollanda’daki Türk kadınlarla ilgili bir şey yapmamı
istediler. Bu projeyi Hollandalıların Türk kadınları üzerine sahip oldukları önyargıları
kırmak için yaptım. Türkleri iyi kötü tanıdığım için onların sadece kırsal
kesimden gelenlerden oluşmadıklarını biliyorum. Öyleleri var, evet, ama çok
daha eğitimli, çok daha özgürleşmiş kadınlar da var.
Sergideki en etkileyici karelerden biri, akıl hastanesinde
görüntülediğin kadın...
Evet, o çok özel. Bir
kadın kameraman arkadaşım, bana oraya gitmem gerektiğini söyledi. Fotoğraftaki
kadın ağır bir akıl hastalığı geçiriyor ve iyileşmesi zaman alıyor. Bir erkek
arkadaşı var. O da hasta. Erkek arkadaşıyla evlenmek istiyorlar. Normalde
neredeyse zombi gibi görünen insanların, çevrelerinde
neler olup bittiğini bilmeseler bile birbirlerini sevdiklerini görmek çok güzel
bir duyguydu.
Tiyatro sahnesi de çok etkileyiciydi. İki kadın: biri tipik Hollanda,
diğeri tipik Türk kadını karikatürize ediliyor...
Wilco: Evet. O sadece Türk kadınına değil, Hollandalı kadınına da karşı olan
klişeleri de gösteriyor...
Nedir bu klişeler Hollanda kadınına ait olan?
Sarışındır. Kemerinden
çantasına Moschino ile donanmıştır. Hollandacadan “Halk semtleri” diye çevirebileceğimiz
yerlerde oturur. O da “tipik” Türk
kadının imajı gibi abartılıyor bu fotoğraftaki tiyatro oyununda. Sarı saçları
ve konuşmasındaki kaba aksanla.
Hollanda’da Türkler nasıl yaşıyorlar?
Hollanda’da bir televizyon
kanalında azınlıklarla ilgili bir program var. Türkler, Faslılar vs. Oraya
çıkan Türkler Hollandalıların azınlıklar hakkındaki cehaletini ve Türklere
karşı takındıkları ayrımcı tutumu anlatıyorlar. Fakat bir de şu var:
Hollanda’da yaşayan Türklerin çoğu da Türkiye’de nasıl yaşandığını bilmiyor.
Ben Türkiye’deki duyguyu onlardan daha iyi biliyorum. Fakat Türkiye hakkında
bir şey söylediğimde beni faşizmle, ırkçılıkla suçluyorlar. Ben burda yaşıyorum ve Türkiye’yi onlardan iyi biliyorum ve
eleştirme hakkına da sahibim. Buraya geldiklerinde bir iki günlüğüne köylerine gidip ardından Akdeniz’de tatil
yapıyorlar ve Hollanda’ya dönüyorlar. Türkiye hakkında ne biliyorlar peki? Tek
bildikleri ailelerin onlara anlattıklarından ibaret. Oradaki entelektüeller
bile kendi dünyalarına saplanıp kalmış. Tabii ki herkes değil. Ama çoğunluk
böyle düşünüyor. Benim çevremde birçok solcu vardır. Demokratik olduklarını
söylerler. Ama konu dine, Kürtlüğe gelince kendilerini hemen kapatırlar. Bu
bazen korkutucu oluyor. Hollanda getto oluşturmak için çok küçük bir ülkedir.
Fakat bu söylediğim, bir çeşit getto oluşturmaya benziyor.
Fotoğraflarda, senin de dediğin gibi, sadece işçi kesiminden gelen
kadınlar yok, sanatçı kadınlar da var...
Hollanda’ya gelen ilk
kuşak Türkler neredeyse köle muamelesi
gördü. Hollanda’da da, Almanya ve Fransa’daki gibi ucuz iş gücüne ihtiyacımız
vardı çünkü. Onları Hollanda ya getirdik, bir
yıl-iki yıllık kontratlar yaptık. Kısa süreli oldukları için entegre
olmalarına gerek yoktu. Niye entegre olsunlar ki? ihtiyaçları yoktu. Ama iki
yıl sonra, kontrat bittiği halde, iş gücüne ihtiyaç devam ettiği için kalmaları
istendi. Beş yıl sonra ailelerini getirdiler. Aileler ev, okul istediler. Ve
Hollandalılar birden bire Türk komşularla karşılaştılar. Fakat bu arada Türkler
entegre olamamışlardı. Karşılıklı önyargılar oluşmaya başladı. Hala da bu
ikilem devam ediyor. Sanırım entegre olmaları bir iki kuşak daha sürecek.
Kadınlar da bu süreçte bir nevi kurbandılar.
Kırsal kesimden gelen kadınlar özellikle Hollanda’daki özgürleşmiş
kadını gördüklerinde daha da büyük bir şoka uğradılar diye düşünüyorum. Bu bir
yerde göçmenlerin karşılaştığı doğal bir sorun. Avustralya’ya Kanada’ya göç
eden Hollandalılar da benzer şeylerle karşılaşıyorlar.
Sanırım bu göçmenlik, Türklük konusunun bir devamı olarak sana sormam
gerek: Neden Türkiye’desin?
Türkiye’ye ilk kez
1988-89’da geldim turist olarak. Beni o
zaman çok etkiledi. 1992’de tekrar geldim. 1994-5’te Gazi mahallesi olayları
için tekrar geldim. Bununla ilgili bir röportaj yaptım. Ahmet Şık, Murat İnceoğlu, Metin Göktepe ile tanıştım. Bundan bir yıl sonra metin Göktepe
öldürüldü. Giderek tanıştığım insanların
da etkisiyle daha çok gelmeye başladım. Türkiye’de bir sergim açıldı o sırada
ve Türkiye’de yaşamaya karar verdim. O dönemde Hollanda’da Türk bir kız
arkadaşım vardı. Önce ne yapacağımı bilemedim. Beraber yaşıyorduk. Fakat onunla
ayrıldıktan sonra karar vermek kolaylaştı. Burada da bir kız arkadaşım olmuştu
ve kesin olarak kalmaya karar verdim.
Onunla da ayrıldık ama hala buradayım!
Son olarak bize şu aralar üzerinde uğraştığın projelerden bahseder
misin?
Bu sıralar Ermeniler
üzerine bir proje yapıyorum. Bunu aynı zamanda bir kitaba da dönüştürmek
istiyorum. Çünkü Hollanda’daki Türk kadınlara karşı sahip olunan önyargıların
aynısının Türkiye’deki Ermeniler için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Kimse
Ermenileri bilmiyor aslında. Yahudiler gibi. Bu nedenle bir adım sonrasında da
Yahudiler üzerine çalışacağım zaten. Ve hala burada olursam eski dinler üzerine
çalışmayı sürdüreceğim. Ermeniler belki de yabancı olduğum için bana çok iyi
yaklaştılar. Onlar da içlerine kapalı bir toplum. Türklerle evlenmeleri cemaat
içinde hala hoş karşılanmayabiliyor. O anlamda onları da incelemek istedim.
Diğer bir proje ise “iğne deliği”(pinhole)
fotoğrafı... Pinhole kamera ile İstanbul’un
fotoğraflarını çekeceğim. Sonra ressam bir arkadaşım istediği gibi, insanların
ya da başka çeşitli yaratıkların resimlerini yapacak. İşlerimizi birleştirerek
bir sandviç haline getirip onlardan büyük tablolar oluşturacağız. O anlamda
büyük bir sanat projesi olacak diye düşünüyorum.
Geniş Açı, 2003
© Özge Baykan