DOĞAÇLAMA YAŞAMAK, BİR CAZ ŞARKISI GİBİ

Özge Baykan

Feyza, Türkiye’deki birkaç caz vokalistinden biri. 2000 yılında çıkan I’m New adlı solo albümü de Türkiye’de tamamı İngilizce şarkılardan oluşan tek caz vokal albüm olmasıyla özel bir yere sahip. Feyza’nın tesadüflerle dolu yaşamını yeniden keşfetmek için, küçük bir röportaj…

 

Feyza, en son mart ayında Babylon’da bir konserin oldu. Ondan önce İzmir Caz Festivali’ne katıldın. Daha öncesinde Paris’te Lionel Hampton Caz Kulübü’nde ve Sancerre-Val de Loire’daki Val de Jazz Festivali’ndeki konserinde söyledin. Sonra İstanbul’un çeşitli mekanlarında konserler… Hepsi de Ricky Ford Orkestrası ile. Ricky Ford Orkestrası ile çalışmaya başlaman nasıl oldu?

 

Onlarla söylemeye Mayıs 2005’te Avrupa Caz Hafta Sonu’nda Ortaköy'de başladım. Daha önce Ricky Ford, Emin Fındıkoğlu ve ben üçlü olarak çalışıyorduk.

 

Tünel’deki KV adlı kafede, değil mi?

Evet. Sonrasında Ricky beni orkestrasına çağırdı. Onunla çalışmak güzel. Dünya caz tarihinde önemli bir müzisyen. Bir duyarlılığı, birikimi var. En büyük cazcılarla aynı sahneyi paylaşmış. Mercer Ellington yönetimindeki Duke Ellington Orkestrası, Charles Mingus, Abdullah İbrahim, Lionel Hampton, Joe Williams...

 

Neler söylüyorsunuz birlikte?

Caz standartları...Bazıları kendi aranjmanları, bazıları Emin Fındıkoğlu'na ait aranjmanlar. Ricky’ye ait olanlar: Like Someone in Love, Good Bye Pork Pie Hat, Something to Live For gibi. Standart olmayan I Just Called var mesela. Bir de Türkçe parça “Onlar Yanlış Biliyor”. Emin Fındıkoğlu'nun aranjmanlarından Witchcraft, Secret Life of Plants, Moon and Sand, On the Street Where You Live

 

Senin özellikle sevdiğin bir şarkı ve caz şarkıcısı var mı, yıllarca dinlesem, yıllarca söylesem bıkmam dediğin?

Özellikle Billie Holiday’i çok seviyorum. Çünkü samimi ve içten. Söylerken gerçekten yaşıyor. Şarkı olarak “But Beautiful” aklıma gelen. Çok var tabii ki: I'm Glad There is You, I Fall In Love Too Easily, Corcovado, Estate

 

Amerika'da büyüdün, gazetecilik eğitimi aldın…

 

Columbia’da Missouri Üniversitesi’nde basın-yayın, televizyon/radyo okudum. St. Louis’de büyüdüm. Mississippi Nehri kıyısında bir kent. Nehir çocuğuyum diyebilirim o yüzden. Sonra da cazın nehrine düştüm (gülüyor).

 

Cazın nehrine düşmen nasıl ne zaman oldu. Vokale ne zaman merak saldın?

 

Küçük yaştan beri söylüyorum. Evde, okulda, müsamerelerde, müzikallerde… Arkadaşlarım benden hep şarkı söylememi isterlerdi. Bir arkadaşımın düğününde rica ettiler, bir şarkı söyledim ve orkestra o kadar çok beğendi ki profesyonel şarkıcılık teklif etti. Ben de başladım, her tür  söyledim: Rhythm and Blues, Country, Rock, Latin, müzikallerden şarkılar ve caz. Aslında Türkiye'de caza tesadüf sonucu yöneldim. Buraya caz şarkıcısı olmak için gelmemiştim. 

 

Herhangi bir caz eğitimi aldın mı?

St. Louis'de caz şarkıcıları dinlerdim: Jeanne Trevor, Asa Harris. Sonra tam Asa'dan ders almak isterken Şikago'ya taşınacağını söyledi. Klasik keman öğrendim. Profesyonel olarak şarkı söylemeye başladıktan sonra çeşitli hocalardan şan eğitimi aldım. Bir tanesi de Hintli bir üstat, Üstat İmrat Khan.  Hint müziği çok zengin ve eğitimi yıllar sürüyor. Onunla 6 ay çalıştık. Bir notayı kalbinden vurmanın önemini anlatırdı. O zaman insanların kalbine ulaşırsın. Sesimin gücünün farkında olmam gerektiğini söylerdi bana. Sa-re-ga-ma-pa-dha-ni... Do-re-mi-fa-sol-la-si... Aralıkları söylemeyi çalıştık. Bilinçli şarkı söylemek yani. Ben kulak ve duyguyla söylemeye ağırlık veriyorum. Tekniğe çok takılmak da istemiyorum. İkisini dengeli bir şekilde yürütmek lazım.

 

Türkiye'ye yerleşmeye nasıl karar verdin? Neredeyse tüm ailen hala orada, değil mi?

Ziyarete gelmiştim ve İstanbul'un renkliliği beni çok çekti. O zaman karar verdim. Bir yıl diye başladı, sonra bayağı buralı oldum artık. Zaman çabuk geçiyor. TV’de iş ararken, müzikte iş buldum.

 

Tesadüfler…

Evet, kendim yapmasaydım inanmazdım böyle bir şeyin olabileceğine. Tuhaf bir şey, sanki orda olman gerekiyor ve oluyorsun.

 

 

Daha sonra?

Ezginin Günlüğü’yle karşılaştım ve dört yıl onlarla söyledim.

 

Onlarla karşılaşman nasıl oldu?

 

Tesadüfen oldu. Bir arkadaş vokalist aradıklarını söyledi. Ben de onları aradım. Tanıştık, onlara iki şarkı söyledim, yapılacak olan albüm için bir parça öğrenip geri gelip söylememi istediler. Ben de "Şimdi hemen öğrenir söylerim" dedim. O da "Aşk bitti" adlı şarkıydı. "Ebruli" albümünden. Avrupa'da turnelere çıktık, dört albüm yaptık beraber, sonra klipler. Keyifli bir çalışmaydı. Bir yandan da caz müzisyenleriyle tanışıp onlarla söylüyordum.

 

Türkiye’de caza başlaman nasıl oldu? Kimlerle çalıştın?

Bir arkadaşım beni Metin Çotal'la çalışan arkadaşla tanıştırdı, böyle başladım. Sonra bir şekilde herkesle yavaş yavaş tanışmaya ve çalışmaya başladım. 1999'da ise Emin Fındıkoğlu ile söylemeye başladım; ondan caz konusunda çok şey öğrendim.

 

2000 tarihli I’m New adlı albümünden bahseder misin biraz da? Türkiye’de caz vokal albümü gerçekten çok az; o anlamda da bir klasik. Albüm fikri nasıl doğdu, nasıl gerçekleşti süreç?

 

İlk albümümü de Emin Fındıkoğlu’nun desteğiyle yaptım. Müzisyenlere o karar verdi; aranjmanları yaptı ve tuşlularda yer aldı. Şarkıları beraber seçtik. İlk solo caz albümüm, aynı zamanda Türkiye'de bir Türk şarkıcı tarafından yapılan ve tamamı İngilizce olan ilk caz albümü. Albümde Türkiye'nin önemli caz müzisyenleri çaldı; harika soloları var.

 

Halihazırda yeni bir albüm projen var mı?

Canlı kayıtlardan oluşan bir albüm güzel olur diye düşünüyorum. Ve kendi müziğimi yapmak istiyorum ama ona daha zaman var.

 

Şu anda bir süredir Swiss Otel’de söylüyorsun. Nasıl gidiyor?

İyi gidiyor. Geçen ekim ayından beri. Haftada üç gün başladı şimdi dört gün, çarşambadan cumartesiye. Piyanoda Fransız Jef Giansily ve basta Nezih Yeşilnil. Otelde çalışmanın iyi tarafı insana, her gece dünyanın farklı yerlerinden farklı seyirci kitleleri önüne çıkma fırsatı sunması. Daha rahat bir atmosfer.  

Amerika'ya dönmeyi ya da başka bir ülkeye yerleşmeyi düşündün mü, düşünüyor musun?

Olabilir. Her şey olabilir. Değişik yerleri görmeyi, keşfetmeyi severim. Gördüğüm ülkeler arasında en çok sevdiğim İtalya. Şarkı söyleyerek ya da değil, orada yaşamayı çok isterdim.

 

Türkiye'de caz sence şu an nasıl bir durumda?

Türkiye’de caz mekanları ve caz müzisyenleri artıyor. Yurtdışından özellikle festivaller sayesinde gelen çok cazcı var. Festivalleri sponsorlar destekliyor; şirketler konserlere sponsor olmak istiyor. Cazcılar İstanbul’a gelmeyi seviyor. Ama yine de Türkiye'deyiz ve birçok insan Türkçe müzik dinlemeyi seviyor, haklı olarak kendi dilinde, anlayabileceği müziği dinlemek istiyor. Aslında dünyanın her yerinde böyle; pop müzik yaygın, caz dinleyen kitle azınlıkta. O yüzden genellemek istemiyorum. Her müzik farklı nedenle dinlenir. Ben insanları bir duygu yolcuğuyla güzel yerlere götürmeyi severim şarkılarımla.

 

Bu aralar evde neler dinliyorsun?

J.J. Johnson, Lhasa, Dianne Reeves… Sonra Portekizce şarkılar, Antonio Carlos Jobim ve Elis Regina’dan. Dee Dee Bridgewater'ın Fransızca albümü ve tabii Billie Holiday. Carmen McRae’yi, Silje Nergaard’ı da severim.  Bir de Josefine Cronholm. Rickie Lee Jones’un POP POP albümünü severek dinlerim.

 

Sana hayatta ilham veren başka neler var?

Seyahat etmek, değişik yerler keşfetmek, yürümek, fotoğraf ve video çekmek ve film seyretmek. Zaman zaman yazmayı da severim.

 

Tutkum dediğin bir şey?

 

Tutkum… Şarkı söylemek. Çünkü bu benim yeteneğim ve bana doğal geliyor. Dr. Zhivago filminin sonunda balalayka çalan kıza amcası çalmayı kimin öğrettiğini sorar. Kızın erkek arkadaşı, “Kimse öğretmedi,” der. “Öyleyse bu senin yeteneğin,” der adam. Herkesin bir yeteneği var, benimki de sesim ve bunu insanlarla paylaşmak istiyorum. Bir yandan da, her günün tutkusu farklı. Yaşamanın doğaçlaması diyelim. Bir caz şarkısı gibi yaşıyorum ben de. Mesela bugünkü tutkum Türk kahvesi! (gülüyor)

 

Ulusoy Travel, 2006

 

music

 

© Özge Baykan