İFSAK’IN METAMORFOZU?

 

Bu yılki “Değişim/Gelenek” üst başlıklı İfsak 20. İstanbul Fotoğraf Günleri’ne “çağdaş sanat” kanadından  dokuz sanatçı “Metamorfoz” adlı bir sergi ile katıldı. Acaba bu sergi bir süredir çeşitli vesilelerle gündeme gelen ve “fotoğrafçı mı, çağdaş sanatçı mı”, “çağdaş sanatçı fotoğraf kullanırsa?” soru/sorunlarıyla kendini gösteren tartışmalarda bir açılım noktası oluşturabilir mi? Sergide fotoğraf işleriyle yer alan Nazan Azeri, Canan Şenol, Gül Ilgaz, Gülçin Aksoy, Nancy Atakan, Sedat Balkır, Ferhat Özgür, Sencer Vardarman ve Neriman Polat’la İfsak ve değişim üzerine konuşurken bir yandan da bu soruya yanıt aradık.

 

Nazan, sen serginin organizasyonu büyük ölçüde üstlendin. Nasıl bir süreç oldu anlatır mısın?

Nazan Azeri: İfsak yönetim kurulundakiler, bu yıl “Değişim/Gelenek” üst başlıklı 20. İfsak sergilerine işlerinde fotoğraf kullanan çağdaş sanatçıları davet etmek istediklerini söyleyerek bu konuda onlara yardımcı olmamı rica ettiler. Bunun üzerine 1990’lar döneminden bu sergide olması gereken sanatçılarla görüştük. Sonuçta sergide yer alan dokuz sanatçı ile yola koyulduk. Ben sergi sürecinde İfsak ile sanatçılar arasında iki taraflı ilişkileri yürüten katalizör oldum. O nedenle bu sergi sanıyorum ki küratör sergilerinden farklı bir anlayışla gerçekleşti. Sanatçıların sergi organize etmesi tabii ki zor. Gönül ister ki birileri organizasyona yönelik her işinizi yapsın ve siz sadece kendi üretiminizle uğraşın.

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu yıl İfsak Fotoğraf Günleri’nin üst başlığı Değişim idi. Siz bu sergiye iş verirken değişimi nasıl ele aldınız? Değişim ne ifade ediyordu, sizin işlerinize nasıl eklemlendi? Bu sergi için özel iş mi çıkardınız yoksa önceden var olan işler içinden mi seçtiniz?

 

Nancy Atakan: Zaten Değişim konusu ile ilgileniyordum ve daha evvel yaptığım ama Türkiye'de sergilemediğim iki dijital baskıyı verdim. Gerçekte yan yana gelemeyecek imgelerin birlikteliği ile “Hayat içindeki hayatlar”ı, insan vücudunun değişkenliğini ve hayatın devinimini vurguladım.

 

Sedat Balkır: Sergi başlığının değişim olması özellikle bana çok uygun düştü. Çünkü ben çalışmalarımda genel olarak iki oluşum, “gerçek görüntü” ve “yanılsama görüntü” arasındaki karşıtlığı ortaya koyup izleyicinin buradan bir sonuca gitmesini sağlamaya çalışırım.Gerçeklikten yanılsamaya ya da yanılsamadan gerçekliğe geçişte yaşanan bu değişim sürecinde izleyici amaçladığım boyutsal karmaşaya düşebilir. Bütün çalışmalarım bu konsepte uygun olduğu için, sergiye özel bir iş yapmadım.

 

Ferhat Özgür: Özel olarak bir iş yapmaya gerek duymadım; çünkü üstünde çalıştığım yeni işlerden buna uygun olanını seçebilmiştim. Bu sergide yer alan çalışmamda figür-mekan, imge-anlam ilişkilerinde gerçekçi bir ortamda yaratabileceğim, o ortama ters düşebilecek, figür ve nesne ilişkilerinde “beklenmedik” bir olayı ortaya çıkaracak bir farklılık hedeflenmişti.

 

Gül Ilgaz: İfsak fotoğraf günlerine geçen Venedik Bienali’ne katıldığım üç parça işten biri ile katıldım. Bu iş burada izlenmemişti ve işi sergilemek istiyordum. “Babamın Terlikleri (Oda)” başlıklı çalışmam, bir hasta odasını gösteriyor. Bir hastalığın insanı nasıl değiştirdiğini yaşayarak görmüştüm. Hastalık, hasta olan için de, yakınları için de uyum sağlanması kolay olmayan bir süreç. Her insanın hayatında kalıcı değişikliklere sebep oluyor. Hatta bazen kişi daha önce hiç olmadığı bir kişiliğe bürünebiliyor. Fiziksel olmakla birlikte  ruhsal bir metamorfoz yaşanıyor. Bu sebeple bu çalışmamın bu sergide anlam bulacağını düşündüm.

 

Sencer Vardarman: Bir sergiye çağrıldığım zaman refleks olarak serginin olacağı mekanı da dikkate alıyorum. Bu sergi için gerçekleştirdiğim “Paylaşım Meydanı” adlı fotoğraf Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu, ilk bakışta Avrupa yönüne olduğu sanılan değişim sürecini konu alıyor.

 

Nazan Azeri: 2003 tarihli bir işimi sergiledim. İşim  zihinsel değişimle ilgili.   Kendini ben ve öteki gözlüğünden tarif edip, ötekini ezmek üzerine kurulu bir mantık yönetiyor dünyayı.   Bu anlayıştan dünyanın ve doğanın geleceği için bir çıkış yolu üretilemeyeceğini düşünüyorum. Doğaya karşı uygulanan şiddet de dahil olmak üzere, tüm reddedici şiddet politikalarına  karşı doğanın döngüsel, dişil  açılımından yanıt alabileceğimizi düşünüyorum.

 

Canan Şenol: Serginin konsepti bana iletildiğinde aklıma ilk gelen bu iki fotoğraf çalışması oldu. Daha önce bu iki iş Almanya’da sansüre uğramıştı. İki işinde ana konusu “aile, aile içi şiddet” üzerine kurulu. Ben “kişisel olanın politik olduğu” düşüncesinden yola çıkarak işlerimi gerçekleştiriyorum. Kısaca söylersem ben “değişememekten” yakınan ve “değiştirme” taraftarı olarak bakıyorum bu başlığa!

 

Neriman Polat: Değişimin zor bir şey olduğunu düşünüyorum."Gitmek, kalmak" isimli işimde, bireysel değişimin çağrışımlarıyla uğraştım. Değişim gerçekleşmeden önceki ara basamaklarda dolaşmayı istedim çünkü genelde bu zamanları unuturuz. Bu başlık zaten kafamda dönüp dolaşan bu kavramla yeni bir çalışma üretmeme vesile oldu.

-------------------------------------------------------------------------

İfsak Günleri'nde yer almak hakkındaki düşünceleriniz? Bu sergi çağdaş sanatçı- fotoğrafçı tartışmalarında nereye oturuyor sizce?

 

Nancy Atakan: Fotoğrafçı değilim ama fotoğraf kullanıyorum. Her türlü sanatçıyı bir sergide bir arada görmek hoşuma gidiyor. Önemli olan sanatın iyi yapılması. Kendimi belli bir teknikle sınırlamaktan hoşlanmıyorum. Kendi sanatımı yapmak için, kendi söylemek istediğimi söylemek için ne lazımsa onu kullanıyorum. Ne kullanacağıma da o an karar veriyorum.

 

Sedat Balkır:  Günümüz sanat ortamında disiplinlerarası bir içiçelik çok uzun bir zamandır zaten var. Bunun ötesinde resim ve fotoğraf beraberliği tarihinin çok eskilere dayandığını söylemeye gerek bile yok. Çünkü her ikisi birbirlerini hep besleyegelmişlerdir. İFSAK fotoğraf günlerinde yer almak konusunda gerçekten de söyleyecek bir şeyim yok. Ortaya güzel bir şey çıktı ve bu İFSAK sayesinde oldu.

 

Sencer Vardarman: Serginin İfsak kapsamında olması İfsak’ın yıllarca mesafeli durduğu güncel sanatı artık görmezden gelmediğini kanıtlaması anlamında benim için sevindirici idi. Sanatı bir üst kavram olarak görüyorum ve farklı türleri olabileceğini kabul ediyorum. Sen sanatçısın sen değilsin türünde tartışmaları gereksiz buluyorum. “Sanat festivali yapılırken ayrıca fotoğraf festivaline ya da fotoğraf müzelerine gerek var mi?” sorusuna da başka bir soruyla cevap veriyorum: Peki resim müzesi ya da heykel sempozyumları neden var?

 

Canan Şenol: Fotoğrafı teknik bir malzeme olarak görüyorum. Açıkçası fotoğrafçı- çağdaş sanatçı ayrımının kalkması gerektiğini düşünüyorum ve yakın zamanda böyle bir ayırımın kalmayacağına da kesinlikle inanıyorum. İfsak fotoğraf günlerinde yer almak aslında bu düşüncemin doğruluk payını da kuvvetlendiriyor.

 

Gül Ilgaz: İfsak tarafından bize sunulan sergi teklifinden çok etkilendim. Fotoğraf çevresi tarafından benimsenmek beni çok memnun etti. İfsak’ın organizasyonu da oldukça iyiydi.

 

Gülçin Aksoy: Bu kavram tabii ki kaçınılmaz olana işaret ediyor, değişim her yerde var ve değişmeyeni de içeriyor kavramsal düzeyde. Bu sergi için yeni bir iş yaptım. İşim daha öncekilerin bir devamı niteliğinde. “Seyir” teması üzerinden oluşturduğum işlerimden biri. Özelde eskiden daha gizli, perdenin arkasından bakılana, şimdilerde ise seyirlik olana işaret ediyor.

 

Ferhat Özgür: İfsak Fotoğraf Günleri Türkiye’de öteden beri fotoğraf sanatını büyüteç altına alan en önemli etkinlik. Bu etkinlikte yer almanın heyecanı haliyle bambaşka. 1990 sonrası güncel sanat ortamındaki fotoğrafa dayalı yaklaşımlar fotoğrafın geleneksel tanımına çok yeni boyutlar getirdi. Fotoğraf hiç olmadığı kadar bir özgürlükler alanı açtı. Bu da sanatçının yükünü hayli hafifletti diye düşünüyorum.

 

Neriman Polat: İFSAK fotoğraf günlerine davet edildik. Yani misafir olmak, yan yana durabilmek anlamında yakınlaştık. Ancak taşlar yerine oturdu mu, bence hayır. Sadece malzeme de birlik var, yaklaşım tamamen farklı gibi geliyor bana.

 

Gülçin Aksoy: Şimdilerde farklı disiplinlerin birbirlerini görmemeleri imkansız gibi geliyor bana. Ayrıca bu tür yakınlaşmalar farklı düşüncelerin, tavırların oluşmasına da neden oluyor. İfsak fotoğraf günlerinde yer almamız bence her yıl yapılan bu etkinlik için iyi bir açılım oldu.  Umuyorum ki bu yaklaşım sayesinde birçok önyargı yıkılmış oldu.

 

Nazan Azeri: Her alanda  kimlikler ötekini reddetmek üzerine kuruluyor, bu da birbirine uzak, kapalı sistemler içinde iletişimsiz  bir ortam yaratıyor.O nedenle İfsak günlerinin bu teklifi, çok olumluydu. Bir belgesel fotoğraf aynı zamanda sanat yapıtı niteliği taşıyabildiği gibi, sanat yapıtı olmak iddiasıyla yapılmış bir iş kendini geleceğe taşıyamayabiliyor.

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu sergide ve genel olarak işlerinizde "temsil" sorunu üzerine düşünüyor musunuz? Türklük, Türk sanatını temsil etme durumu, yerlilik gibi kavramlar işlerinizi ortaya çıkarırken ne kadar gündeminizde, ne kadar değil?

 

Nancy Atakan:

Sanatçının çevresi ve deneyimler doğal olarak sanatını etkiler. İstanbulluyum. 35 yıldır İstanbul'da aynı yerde oturuyorum. Ama bunu "temsil" etmek için uğraşmıyorum.

 

Nazan Azeri:  Kendimi bilinçli olarak herhangi bir konu, aidiyet yada durumla  sınırlamıyorum. Fakat deneyimlerim, tanığı olduğum durumlar, cinsiyetim, içinde bulunduğum yer ve zaman, dünyanın gidişatı beni etkiliyor. Toplumun cinsiyetime yönelik baskıları,  kimlik ve kadın kimliği sorunsalı olarak işlerimin içinde yer alıyor. Türklük ve Türk sanatını temsil etme iddiasıyla yola çıkmıyorum.

 

Gülçin Aksoy:

“Temsil” sorunu değişen her şey içinde hala değişmeyen gibi duruyor. Burada sözünü ettiğin aidiyet üzerinden giden bir temsil sorunu gibi. Benim temsiliyetim, bu topraklarda doğan ve yaşayan bir dünya vatandaşı olmak üzerine. Burada yaşıyor olmayı önemsiyorum zira her ne kadar batılı bir eğitim sisteminin içinde yetişsek de beni oluşturan altyapı, yaşayış biçimi, edinilmiş davranış biçimleri buralı. Türkiyeli değil, “buralı” sözcüğünü kullanmak daha doğru geliyor bana. Samimi bir yaklaşımla bunları görmemek mümkün değil, buraya ve dünyaya yine buradan bakmayı tercih ederim.

 

Canan Şenol: Daha evrensel bir bakış açısıyla baktığım için “Türklük”, “Türk sanatını temsil etme” gibi bir kaygı işlerimi üretirken taşımıyorum açıkçası. Yapıtlarda zaman zaman yerel özellikler ortaya çıksa da, yapıta konu olan kavramların evrensel olduğunu düşünüyorum.

 

Neriman Polat: Yapılan her şey, üretilen her yapıt, bir şeyleri  temsil eder. Temsil sorunu üzerine tabii ki düşünüyorum. "Yerlilik" kavramı benim temel sorularımdan biridir. Bunu her çalışmamda açık olarak konu edinmesem de, alttan alta bu işlerime yansısın isterim. Çünkü bu coğrafyadan ve kişisel hayatımdan çıkan yapıtlar üretiyorum..

 

Gül Ilgaz: Genel olarak işlerimde buralı olmak üzerinde duruyorum. Bu coğrafyada yaşamanın getirdiği unsurlar, kişisel deneyimlerime yönelik içerikte haliyle ortaya çıkıyor.

 

Sencer Vardarman: Kendi kimlik sorgulayışımı işlerime yansıtmayı gereksiz buluyorum. Sanatçı olarak kendimi milli temsilci pozisyonunda görmüyorum. Yurt dışında ise ne yaparsanız yapın üzerinize bu yafta takılıyor. Sanatçı olarak elinizde olan buna karşı alacağınız pozisyonu belirlemektir. Öte yandan ülke sergisi denilebilecek organizasyonlara da mesafeli değilim. Ciddiye alınma isteği bizi farklılık kompleksine sürüklememeli. 

 

Ferhat Özgür: Türklük üzerinden olumsuz laflar etme, Türkiye’nin gerçekleriyle kafa bulma modası her yerde var. Kolaycılık işte. Bugün coğrafi temsil ve kimlik gibi prim yapan değerler, kendini ötekileştiren çağdaş bir dilenci-sanatçı tipi ortaya çıkardı. Sonuç: Burada merkez olduğunu sanırken dışarıda ötekisin. Öte yandan ne olursa olsun yaptığınız işlere yaşadığınız coğrafyanın, iklimin, ortamın kokusu siner. Burada yaşayıp ama hiç yaşamadığım, dokunmadığım, hissetmediğim, yerlerden imge toplamaya çalışmak yapaycılıktan başka bir şey getirmez. İş önce kendini temsil eder. Bu yüzden temsilden anladığım da hayata karşı tutumumuzun yorumu.

 

 

Canan Şenol:

Yaptığım işleri tanımlarken “kişisel olan politiktir” düşüncesini ön plana çıkarıyorum. En mahrem ve en kutsal olarak düşündüğümüz “aile” teması sergide yer alan iki yapıtında konusunu belirliyor. “Aile”nin sistem tarafından kutsanıp her ne yaşanırsa yaşansın korunmaya çalışılmasının eleştirisidir bu yapıtlar.

 

Neriman Polat:

Genel olarak anlatmaya çalıştığım şey, çok fazla ifade edilemeyen duygular ve durumlara yönelikti. İmgelerin yan yana gelişiyle bir öykü yaratmak. Değişime ve değişemeyişe yönelen bir öykü olarak görülebilir. İmgeler çağrışımlarla bağlanıyorlar ve sanki tereddüt ediyorlar; bazen duraksıyorlar. Şehir hayatının sıkıcılığını da anlatıyorlar.

 

Nazan Azeri:

Sergide yer alan işim  bedenin doğal döngüleri ve çocukluk anısıyla ilişkisi üzerine. Bana çocukken pamukların içinde bitki yetiştirebileceğim öğretilmişti. Acaba bitkileri bedenimde yetiştirsem eve dönüş yolunu bulabilir miydim?

 

Gül Ilgaz:

Hasta olma hali, hasta yanında beklemek, onu izlemek, onun değişimine tanık olmak benim yoğun olarak yaşamış olduğum bir durum. Ama bu bana özel bir durum da değil. Birçok kişi tarafından yaşanıyor; yaşandı  ya da bir biçimi ile benzer yaşanacak. Yani burada kişisel ile toplumsal olanın bir örtüşmesi söz konusu. Ortak bir nokta; bir tür empati…

 

Ferhat Özgür:

Son işlerde figürleri alışılmadık nesne-mekan ilişkileriyle irdelemekteydim. Fotoğrafta anlam olarak bir çözümsüzlük, bir üst gerçeklik, izleyicinin bakışında farklı anlamlara yol açacak sapma kanalları yaratmak istiyordum. Yani işin içinde olup biteni tek cümleyle tanımlamaktan kaçmanın yollarını, kışkırtıcı ifadeleri  arıyordum. Buradaki fotoğrafta da her şey birdenbire oldu. Mesele ters bir şey yaratmaktı, imgesel bir deprem yani. Bir buzdolabını bir gecekondunun dışına çıkarıp üstüne de genç bir kızı halsiz bir gövde olarak yerleştirdim. Sanki damdan onun üzerine düşmüş gibi. Her şey garipti sonuçta, anlam olarak bir çözümsüzlük çemberine girmiş gibi hissetmiştim.  

 

Sencer Vardarman:

Güncel ve politik hayatıyla bir Türkiye panoraması çizdim. Türkiye’nin içinden geçtiği değişim sürecine dair sorular sordurmak istedim. Türkiye’nin aynı anda hem batıya hem de doğuya doğru ilerlediğini görüyorum ve bu beni korkutuyor. Paylaşım Meydanı’na Taksim Meydanı’nın ismiyle kelime oyununa girişen bir isim seçtim. Anlayacağınız gibi bu bir Taksim Meydanı fotoğrafı. Bir sahne dekoru olduğunu düşünün. Ön planda akıp giden hayat, arka planda buna dekor olan politik ortam. Çok katmanlılığı, yan yana gelen uyumsuzlukları ve  kırılganlığı ile bir Türkiye sahnesi. Arka planda reklam panolarına yerleştirilen siyasi sloganlar başlıca güç odakları arasındaki son yılların çekişmelerini sergiliyor.

 

Nancy Atakan:

"Her an doğuyorum, her an ölüyorum" çalışmam bana göre en önemli işlerimden biri. Ben hep değişmek istedim. Hep öğrenmek, görmek, hissetmek, denemek. Hiçbir şey aynı kalmıyor. Biz de aynı kalmıyoruz. Fiziksel değişim gösteriyorum bu çalışmada; ama her tür değişimden bahsediyorum aynı zamanda.

 

Gülçin Aksoy:

Seçtiğim konu tabii ki yaşantımdan ve toplumsal gündemden geliyor. Fakat tamamen akılsal bir süreç değil; hafifçe tebessüm etmek gibi bir şey. Böyle bir yerden baktığımda ya da imge ve düşüncemi bu noktada çakıştırabildiğimde yaptığım işin benim için tamamlandığını düşünüyorum. Şimdiki zamanları “seyirlik zamanlar” olarak nitelendirip ben de karşısına geçip seyrediyormuşum ya da seyrediliyormuşum gibi algılıyorum. Bu bakış açısında insanın hiçbir önemi kalmıyor, sevgili egom da bundan rahatsız oluyor.

 

Sedat Balkır:

Sanat eserlerinde biçim ve içerik, belki de herkesin kabul edebileceği gibi vazgeçilmez unsurlardandır ama ben yine de kendimce biçimselliği daha önemli bulurum.Söz konusu olan plastik sanatlar ise, örneğin bir içeriği ve öyküsü olmayan bir yapıttan keyif alabiliyorken, biçimsel açıdan zayıf yapıtlardan kaçmayı tercih ediyorum.

 

     Geniş Açı, 2005

 

 

 

interviews

photography

 

 

©Özge Baykan