AY BANA BİR ŞEYLER OLUYOR
1.
Ay bana bir şeyler oluyor, dedi ve
arkasındaki delikanlının kucağına düşüverdi. Bildiğimiz histerikler gibi. Ama
onu onlarla karıştırmamak gerekir. Histerikler özel olarak tüm dünyanın acısını
üzerlerinde duyarlar mı? O duyuyordu. Bu nedenle ara sıra fenalaşmakta, kendi
deyimiyle fenalıklar geçirmektedir. O da biliyor ki sıkıntısının tamamı
sonradan yaratılmış, burjuva sıkıntısıdır. Sıkıntı havadan ya da sudan da
çıkabilir ama asıl kaynak bambaşkadır. Bir mevsime, yağmura, kara, gökgürültüsüne, leylek sürüsüne ya da başka herhangi bir
şeye yorulamaz. Sıkıntı gelir ve orada durur. Birden bastırır. Her an, içten
içe, varlığı hep el altında. Sıkıntının. Ama bazen birden nükseder ve onu haftalarca
pençesine alabilir.
Sıkıntısından bahsettiği her sefer ona yapılan yakıştırmalardan bunalmış. Ayrıca
sıkılmış. Nedir bu çifte azap? Kimse beni anlamıyor sayıklamalarına başlamış.
Neler dememişler ama. Her seferine aynı tepkiyi de vermiş bıkmadan. Bak şimdi. Ne densizlik. Burada
ciddi bir şeyden bahsetmeye çalışıyoruz. Örneğin, bir dostu saptamayı kimselere kaptırmamak için davranır. Sen
egzistansiyalistleri biraz fazla okumuşsun galiba. Oldu. Mersi hatta. Böyle
bilimsel saptamalar niye yapılır acaba?
Keşke bir de Camus'den
alıntı yapsaydı. Of ne çok okumuş, yalamış yutmuş, derdik. Zaten bu alıntılar
çok kurtarıcı oluyor canım. Düşünmek için ayıracağın
süreyi söylenmiş sözleri ezberlemeye ayırırsın.
Aman bakıyorum bugün de heyheylerimiz
üzerimizde. Yine sinirlendi. Anlamaya
çalışmıyorlar, belki bundan. O da tam bilmiyor. Saldırma, sinirlenme
hakkım da elimden alınıyor ama. Her şeye hoşgörülü olmaktan yoruldum yeter. Hep
bir tarafa çekiliyor, çoğun da kötüye
yoruluyor davranışlar. Toparlanamıyorum. Ayağa kalkmak güç artık.
Böyle böyle
yürüyordu yalnızca. Birden- bir kültür merkeziydi herhalde- bir kültür
merkezinin önünde bir kırık topuk gördü. Ne arıyor? Siyah, deriden kopmuş,
yüksekçe de. Kimin. Birden fenalaştı.
İşte o kucağa düşme anı diğerini izler.
Kısadır aralıklar. Yine aralıklı. Onu tutan da şaşırdı. Ne oluyor. Birdenbire
böyle fevri hareketler. Herkes de bize bakıyor.
Şansına oğlan da biraz sorunluymuş.
Onun da paranoyak birtakım saplantıları varmış. Aslında kendi abartıyor. O
kadar kusur kadı kızında da bulunur. Hepimizde manik-depresif
haller var .Bazısı bunu kendine özgü sanıp mutsuzluğunun kaynağını böylece bulunca mutlu olur.
Ben ne diyorum, diye düşündü. En
azından beni tuttu. Burada birden bir çocukluk anısı canlansın istedi. Bir
komşuyla dalga geçiyorlardı da bir gün,
telefonla mı işletiyorlar ne, komşu gelmiş annesine dert yanıyor. Vay bu kadar
kalpsiz kim olabilir. Polise gideceğim vallahi. Nasıl da korkmuştu. Yeminler yeminler. Bir daha yapmayacağımlar. Bir kere de sınıfta bir
kızın defterine edebiyat öğretmeninin imzasını taklit edip, kızım sana sıfır
veriyorum, yazmıştı. Nasıl bir güdüyle yapılır bu tür oyunlar. Şimdi ne uzak
geliyor. Empati kavramını ilk öğrendiği günü anımsıyor (Belleği çok da iyi
değildir aslında ki bu da geç dönem
itiraflarındandır). Gazetede sırf o kavramı açıklayan bir makale. Derinden
çarpmış. Arada çarpılmak iyidir.
O gün bugün artık anlıyor.
Anlayışlı,hoşgörülü örnek insan. Vatana millete
hayırlı filan. Bir de bu sıkıntı olmasa.
2.
Bir nisan mıydı, mayıs mıydı? Olabilir.
Hava ılık ama o denli de önemi yok, diye de düşünülebilir. Yürüyor. Sever
yürüsün. Saatlerce. Yine yürüyor işte. Bir taksi geçti yanından; altın sarı
taksinin sağ arka kapısı yok. İçeride yaşlıca bir kadın. Saçı başı yapılı. Düğünlük
giyinmiş belli. Özenmiş. İçeride kapısız gidiyor. Önde sürücü dumanını salmış
sigarasının; hızlanacak. Birden bir bulantı geldi. Ay bana bi...
3.
Ay. Kent acımasız dokusuyla ilerliyor.
Yutacak. Neredeydi? Saatçiye gitmişti. Pili değişecek. Çıkmış. Saat
onarılamamış ama. Pile rağmen. Huzursuz. Dünya geçip gidiyor saatsiz. Dükkandan
çıkmıştı, birkaç adım attı ki yerde iki tane şiş gördü. Hani çöp şişin
şişlerinden. Yünlük değil etlik. İki tane. Başını kaldırdı. Çevrede bir sinema,
bir saatçi, bir gözlükçü. Nerden geldi? Hani o an düşünmedi de değil, şimdi,
olur a, arkamdan biri gelir boğazıma
sarılır. Belleği zayıf olmasa bir Stephen King patlatabilirdi. Yine itiraf etmek gerekir ki onu
izleyenler olabileceğini aklından geçirdi. Ay bana bi
şeyyyy... Bayıldı. Yine de bir tutan buldu. Bu
bunalımlılar da ziyadesiyle şanslı oluyor.
4.
Yanılabilir. Ben kendimi yanılmaz
gösterenlerden değilim. Yiğidi öldür hakkını yeme. Sıkıntıya kimi zaman yenik
düşüyor olabilirim. Fenalıklar geçiriyor, bayılıyor, kusuyor da. Dünyanın saçmadanlığının eşsiz bilgisiyle. Yine de, ben de
yanılabilirim. Dünya belki de saçma değildir.
Bu bağlamda, ben devinendim. Hızlı
geçiyorduk; göz de yanılabilir. İsmi lazım değil, pek sık uğranılan parklardan
birinde iki bacak gördüm. Gerçekten. Kot pantalonlu iki bacak. Kalçada
birleşmişlerdi. Belden yukarısı yoktu. İyi baktım, hatta trafik sıkıştı tam
geçerken, araba da yavaşladı azıcık. İki bacak hareketsiz duruyordu. Bir
fotoğrafta görmüştüm, aynen öyle. Ama şimdi o fotoğraf kimindi anımsayamayacağım.
Derken bana yine fenalıklar bastı.
Oracığa yatıverdim. Herhalde böyle bayılınır.
Bayılırken büyük bunaltılar hissettim.
-
Ay bana
bi şeyler oluyo, da dedin.
-
Dedim.
Penguen,
2001
© Özge
Baykan